23.08.2026Fikir & Düşünce
İslam Düşüncesi
ReklamToplumsal Butunlukten Kutuplasmaya Sporun Rolu
Makale

Müslümanlardan Daha Müslüman Olmak Mümkün Mü?

Hüzün ve mahcubiyetle ifade etmekle birlikte Filistin işgal altında da olsa; gaflet, zevk ve sefahat iliklerimize kadar bizi sarmış da olsa her şeye rağmen külün altında saklanmış bir akkor gibi duran iman, küfrün karanlığından aziz değil midir?

Müslümanlardan Daha Müslüman Olmak Mümkün Mü?
E

“Allah’a iman ettim de sonra dosdoğru ol!”

Hz. Muhammed (s.a.s)

Tefsir ilmi ile meşgul olduğum ilk vakitlerde hayretimi celbeden bir kaide ile karşılaşmıştım. Hem de müfessir olmanın şartları arasında ilk sırada yer alan bir kaide: Müslüman olmak. 

19 yüzyılda pozitivizmin, devam eden yüz yıllarda ise modernizmin etkileri ile bazı Müslüman ‘teologların’ mal bulmuş mağribi iştahıyla Hristiyan dini düşüncesindeki problemleri sanki Müslümanların da problemiymiş gibi telakki ederek inanç ve düşünce dünyamıza kondurmaya çalıştıklarını fark ettiğimde bu kaidenin ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu anladım.

Ancak bu kaide, Kur’an ilimlerinin müstakil disiplinleşmeye başladığı ilk dönem ilmi faaliyetlerde oluşturulmuş. Kanaatimizce bu tutum biraz Müslüman olmanın hikmeti, biraz ilim ehli olmanın feraseti biraz da inanç ve kitap konusunda Müslüman ve gayrimüslim arasındaki net duruşu vazeden ayetlerden neşet etmektedir. Yoksa Mutezile ve Rafızilik gibi maksatlı, kolektif olmasına rağmen cumhura nüfuz edememiş heterodoks girişimleri saymazsak erken dönem İslami düşüncede kitabın anlaşılmasında diğer din mensuplarının görüşlerinin ne kadar perhizli kullanılması gerektiğine dair tespitler erbabına malumdur.

Bizden önceki salih kimselerin himmetiyle tefsir usulümüzün ilk sayfalarına yerleşmiş olan bu kaide belki de bugün ‘amentümüz’ için tekrar ele alınmalıdır.

Şöyle ki Müslüman olmadığı açıkça bilinen, hatta kendi beyanı ile başka dine mensubiyetini arz eden insanların ortaya koymuş olduğu iyi davranışlar zaman zaman sosyal medya aracılığıyla veya ana akım medya ile bilinçli veya bilinçsiz olarak Müslümanlardan intikam alma veya İslam’a yüklenme vesilesine dönüştürülmektedir.

 Hristiyan bir devlet başkanının Filistin için yapmış olduğu iki satır açıklama, gayrimüslim bir dini liderin İslam’a muvafık düşen sempatik bir davranışı veya Müslüman olmakla birlikte hususi hayatının gayri ahlaki unsurlarını umuma teşhir etmekte beis görmeyen amiyane ve hakiki tabirle baldırı çıplak bir popüler kültür figürünün yaptığı bir miktar bağış yahut statlarda sergilediği İslamî bir sembol göklere çıkartılırken; Müslümanların, Müslüman olmanın şartlarını yerine getirme gayretleri küçümsenmekte hatta görmezden gelinmektedir. Daha tehlikelisi popüler kültür tarafından örnek Müslüman budur önermesi çocukların ve gençlerin dimağlarına darbedilmektedir ki bu ayrı bir inceleme konusudur.

Müslüman olmanın şartı iki satır yazılı açıklama olacaksa bu ancak kelime-i şehadet olabilir. Yoksa İslam’ın vazettiği prensiplerin en temel unsurlarına karşı çıkan kimselerin göstermiş olduğu birkaç müspet hareketle diğer tüm Müslümanlar horlanamaz. Veya İslam’ın şartları küçük görülemez.

Kelam tarihimizin en temel konularından olan ana akım İslamî anlayışın (Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat) üzerinde ittifak ettiği iman ve amelin tefriki ve bunun sosyal hayata olan yansımaları günümüz dünyası için tekrar ele alınmalıdır. 

İslam akdinin en mühim, en evleviyetli ve en hayati amellerden dahi daha kıymetli ve muteber olduğu tekrar sebepleriyle birlikte derinlemesine ortaya konmalıdır.

Savaş meydanında Resulullah’a varan bir müşrikin:

“Ya Resulallah! Sizinle birlikte önce savaşa mı katılayım, yoksa Müslüman mı olayım?” sorusuna Resul-i Ekrem:

"Önce Müslüman ol, sonra savaş" şeklinde mukabele etmiştir.

Müslüman olmanın kıymeti bu denli ortada iken Müslüman olmayan kimselerin gösterdiği birkaç müspet davranış üzerinden İslam sorgulaması yapmak en hafif tabirle aymazlıktır. Elbette ki Müslüman olmayanların İslam’a muvafık düşen fiilleri iltifata layık, Müslümanların yanlış fiilleri de merduttur. Her iki önerme hakkında da Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet-i kerime bulunmaktadır. (Âl-i İmran/75- Zilzâl/8)

Muradımız: Müslüman olmayanların iyi fiil işleyemeyeceklerini veya işledikleri iyi fiillerin önemsiz olduğunu ifade etmek olmadığı gibi sadece İslam akdinin benimsenmesinin bir Müslüman için iyi olmanın tüm veçhelerini tabi olarak kuşanmak anlamına geldiğini iddia etmek değildir.

Muradımız: İtikad ve amel arasındaki yadsınamaz ve kıyas kabul etmez farka dikkat çekmek (Zümer/65) ve her hususta olduğu gibi iltifat ve ret ameliyelerinde itidali önermektir. Hz. Allah’ı gücendirecek derecede bir gayrimüslimi övmekten ve yine Hz. Allah’ı gücendirecek kadar bir Müslümanı hor görmekten uzak durmayı sağlamaktır.

Müslüman olmayanların müspet fiilleri üzerinden farkında olmadan anti İslam propagandası yapmak; din, milliyet, cinsiyet, aile gibi insanı güçlü ve sorumlu kılan mensubiyet ilişkilerini yırtarak rüzgarın önünde bir yaprak kılmak, yardımsız ve muhtaç insan sürüleri oluşturmak isteyen kapital düzene hizmet etmekten, Müslümanları tükenmişlik, çaresizlik ve öz güvensizlik vadisine sürüklemekten başka hiçbir işe yaramamaktadır.

Meseleyi tam aksinden ele alacak olursak: Müslüman olan herkesin işleyebileceği şahsi bir hatayı insan olmak itibarıyla İslami hareketin içinden biri işlediği zaman linç mekanizmasının anında çalışması, hata etmiş olan Müslümanın etrafında bulunan kimselerin veya grupların peş peşe adı geçenden berî olduklarına dair beyanat vermeleri ve onu kınamaları Hz. Peygamberin ifadesiyle Müslümana karşı şeytana yardım etmekten başka nedir?

Hüzün ve mahcubiyetle ifade etmekle birlikte Filistin işgal altında da olsa; gaflet, zevk ve sefahat iliklerimize kadar bizi sarmış da olsa her şeye rağmen külün altında saklanmış bir akkor gibi duran iman, küfrün karanlığından aziz değil midir?

Kur’an-ı Kerim, Müslümanları dünyevi başarıları, kusursuzlukları, günahsızlıkları, kalabalık olmaklıkları veya organizasyon kabiliyetlerinin gücüyle mi övmektedir yoksa dünyaya olan meyillerine rağmen gayretleriyle, günaha rağmen pişmanlıklarıyla, birbirlerine karşı her şeye rağmen affedici olmalarıyla mı övmektedir?

İslam, Müslümanlara dahi minnet etmezken, gayrimüslimlerin iyi davranışları nasıl Müslümanlar için bir minnet sebebi kılınabilir? (Hucurat/17)

Müslümanların bile iman sözü ile yetinmeleri kabul edilmezken (Ankebut/2), şirki inanç ve düşünce dünyasında kökleştirmiş kimselerin iyi davranışları Müslümanların hor görme aracı olarak kullanılabilir mi?

Ekrem Can Yılmaz · Diğer Yazılar

Paylaş