30.09.2026Çağlar Değişir Hakikat Değişmez!
İslam Düşüncesi
Makale

Sumudlar Tarihi

A
29.09.2026

Bu yazıda; 7 Ekim sonrası Gazze’deki soykırımı durdurabilmek ve dünyaya daha çok duyurabilmek adına Cenevre’de dünya sağlıkçılarının “Büyük Beyaz Çadır Eylemi” (The Great White Tent Organization) ile başlayıp “Global March to Gaza” ile harekete geçerek Mısır’da oluşan kitlenin 1. ve 2. Sumud kara ve deniz konvoy ve filolarıyla ete kemiğe bürünmesi, son olarak da Filistin Konvoyu ile zirveye taşınması ele alınacaktır.

1. Büyük Beyaz Çadır Eylemi (The Great White Tent Organization) (29 Ocak 2025)

29 Ocak 2025’te Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinden (12 ülkeden) 100 sağlık mensubu Gazze’deki sorunları görüşüp Gazze’ye ulaşabilmek ve gerek sağlık gerekse bütün insani ihtiyaçları gidermek için Cenevre'de bir araya gelirler. Alınan karara göre bütün dünyadan ve Türkiye’den gelecek aktivistlerle 15 Haziran 2025’te Gazze’deki soykırımı durdurmak adına Kahire’den Gazze-Refah sınır kapısına yürüme kararı alınır. Bu toplantı bundan sonraki Sumud eylemlerinin nüvesini oluşturacaktır.

2. Global March to Gaza (Küresel Gazze Yürüyüşü) (15 Haziran 2025)

Eylemi on bin civarında aktivist gerçekleştirir ve her birisi havaalanından başlamak üzere deport edilerek ya da yolda çeşitli gruplara bölünerek Mısır polisince engellenmeye çalışılır. 1200 kişilik bir grup da Kuzey Afrika üzerinden kara konvoyu oluşturur. Bu ekip de Libya’da Hafter bölgesinde durdurulur ve 14 kişinin rehin alınıp ekibin geri dönmesi şartı ile serbest bırakılır. Bu ekip kendisine Sumud ismini vermiştir. Burada sonraki eylemlerde yol alacak kişi ve kurumların ilk nüvesi ortaya çıkmıştır. Global March to Gaza ekibinin “Global” ismiyle Sumud konvoyunun “Sumud/Direniş” ismi birleştirilip “Global Sumud Flotilla/Küresel Sumud Filosu” şeklinde belirlenmiştir.

3. Birinci Sumud Deniz Konvoyu (31 Ağustos-7 Ekim 2025)

Filonun 31 Ağustos 2025 tarihinde Avrupa’daki dört noktadan başlamak üzere çıkmasına karar verilir. Bu noktaların ilki İspanya, sonrasında Tunus, İtalya ve Yunanistan’dır. Türkiye’den yeşil pasaportu ya da Şengen vizesi olan 35 kişi İspanya, İtalya ve Yunanistan’a geçer; vizesi olmayanlar ise Tunus’ta buluşur. Türkiye delegasyonu başından itibaren gemilere katılımda %10’luk bir kota belirlemiş ve aktivist profilini bu %10 esasına göre oluşturmuştur. Ancak Türkiye’den gelen yoğun ilgi ve yüksek sayıda aktivist katılımına karşın Tunus Hükümeti’nin son anda uyguladığı baskı ve müdahaleler neticesinde bazı gemilerin limandan çıkışına izin verilmemiştir. Bu durum, Türkiye’den gelen çok sayıda aktivist arkadaşımızın teknelere binmesini engellemiştir.

Özellikle Tunus’ta yaşanan bütün zorluklara rağmen alınan bir haftalık “şiddetsizlik” eğitiminden sonra Tunus filosu da 12-16 Eylül tarihleri arasında yola çıkmış, önce Sicilya Adası, ardından Girit Adası’nda filoların birleşmeleri sağlanmış, 12 gün sonra Girit'in güneyinde bütün filo birleşmiştir. 83 tekneyle başlayan filo, çeşitli saldırılar ve sabotajlarla 44 tekneye kadar düşmüştür. İsrail, ana gemi olan Alma teknesine saldırmasıyla bu 44 tekneyi durduracağını zannetmiş ancak tam tersine akşam 21:00 sularında durdurmaya başladığı tekneleri sabaha kadar kovalamak zorunda kalmıştır. En son tekneyi sabah 9:00 sularında durdurabilmiştir. Tekneler Gazze’ye 20 mil mesafesine kadar yaklaşabilmişlerdir. Bu zaafiyet Sumud misyonu için bir karine olmuş ve bir sonraki filonun daha kalabalık gelmesi hâlinde ambargonun kırılabileceği umutlarını doğurmuştur.

Yolcuları, Hayfa Limanı’na çeken İsrail terör örgütü, uzun sorgulamalardan sonra onları Filistin’in en güneyinde yer alan Mısır ve Gazze’ye 10 km mesafedeki Ketziot Hapishanesi’ne götürür. Buradaki altı günlük esaretten sonra THY organizasyonuyla yolcular ülkelerine gönderilmişlerdir. Misyon dünya geneli 47 ülkeden 497, en çok katılımcı sayısıyla Türkiye’den de 50 kişinin katılımıyla 7 Ekim 2025’te sonlanmış; dünyada önemli bir yankı oluşturmuş, dünya halkları milyonluk mitinglerle tepkilerini ortaya koymuş, İsrail ateşkes ilan etmek zorunda kalmıştır. Bugün itibariyle ateşkes bütün eksikliklerine ve katliamlara rağmen de olsa yürürlüktedir.

İkinci Sumud Deniz Konvoyu (12 Nisan-21 Mayıs 2026)

Türkiye delegasyonu, birinci misyon sonrasında kendisini feshetmiştir. Bu karar, Türkiye’de isimsiz, kolektif bir araya gelişlerle de büyük bir misyonun başarıyla yürütülebileceğini göstermek istemiştir. Misyon ateşkesle neticelendikten sonra, kendileri adına kalıcı bir kurum, yapı veya makam-mevki oluşturmamak adına yapıyı feshetmiştir. Halkın desteğiyle elde edilen bu gücü tekrar halka iade ederek, ülke içinde kolektif ve bağımsız hareket etme bilincine değerli bir emsal sunmuş ve sonraki misyonlarda görev almak isteyenlere alan açmıştır. Aynı zamanda bu misyonların bir bayrak yarışı olduğunu ortaya koymuştur. Bu fiilî durum birkaç ay içerisinde yeniden kartların karılmasına yol açmış, önce Anadolu Gençlik Derneği (AGD) sonrasında İHH misyonu toparlamaya çalışmış; gereken ilgi tam olmayınca iktidara yakın sivil toplum kuruluşları da davet edilerek büyük bir Türkiye fotoğrafı çıkarılmıştır. Bu şekliyle tekneler alınmaya başlanmış, birinci misyonda alınan tekne sayısına yakın miktarda tekrar tekneler alınmış ve İspanya’dan başlamak üzere yola çıkılmıştır.

Birinci misyonda GSF’nin Avrupa’daki solculardan oluşması, Kuzey Afrika kanadındaki Fas, Tunus, Cezayir ve Libya delegasyonlarındaki en önemli istasyon olan Tunus delegasyonunun da ağırlıklı olarak solculardan oluşması yolda iş tutuş yöntemi olarak çeşitli pürüzlerin oluşmasına ve istişarelerde tıkanıklık yaşanmasına yol açmıştır.

İkinci misyonda, GSF yönetiminin Türkiye delegasyonuyla birinci misyonda yaşadığı sorunlara dikkat edilmiş, karar alma mekanizması daha işlevsel hâle getirilmeye çalışılmış, birinci misyonda yaşanan bazı tıkanıklıkların yaşanmaması adına nispeten bazı iyileştirmeler gerçekleştirilebilmiştir.

İkinci misyon hem denizden hem karadan olarak kararlaştırılmış, 12 Nisan 2026’da İspanya’dan 58 tekne ve 39 farklı ülkeden 345 katılımcıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na uluslararası sularda 29-30 Nisan 2026 gecesinde tekrar saldırılmıştır. Yunanistan açıklarında İsrail güçleri filonun 21 teknesine el koyarken kurtulan 17 tekne Yunan karasularına girmiştir. İsrail güçlerinin düzenlenen baskınları sırasında 20 Türk aktivistin yanı sıra 155 aktivist de alıkonulmuştur.

İsrail bu defa taktik değiştirmiş, birinci misyondaki gibi tekneleri İsrail’e çekmemiş, yolcuları daha önceden hazırladığı hapishane gemilerine aktarmış ve tekneleri de Akdeniz’e terketmiştir. Terk edilen bu teknelerden önemli bir kısmı tekrar bulunmuş, Marmaris’e getirilerek tamir edildikten sonra misyona katılma imkânı oluşturulmuştur. Misyon Marmaris’te hazırlıklarını bitirerek 14 Mayıs 2026’da 54 tekneyle tekrar yola çıkmış, 18 Mayıs’ta Kıbrıs’ın güneyinden başlamak üzere tekrar terör devleti İsrail’in saldırısına muhatap olmuştur. İsrail bu saldırısını yaklaşık üç güne yayarak güzergâhtaki teknelerin Gazze’ye yaklaşmalarına fırsat vermemek adına erken müdahale etmiş, önceki misyonda düştüğü hataya düşmemek adına yine hapishane gemilerine aktivistleri toplayarak tekneleri Akdeniz’de bırakmıştır.

İsrail ilk müdahale ettiği grubu Yunanistan’a bırakırken bu grubu üç gün hapishane gemisinde çeşitli işkencelerle gezdirdikten sonra 1-7 Ekim 2025’te birinci misyonda yaptığı gibi 428 aktivisti 20 Mayıs 2026’da İsrail’deki Ketziot Hapishanesi'ne götürmüş, çeşitli işkence ve zorluklardan sonra 21 Mayıs’ta serbest bırakmıştır. Akdeniz’e bırakılan bu teknelerin 15 tanesi tekrar bulunmuş, Manavgat Limanı’na demirlenmiştir ve sonraki misyonlar için görev beklemektedir.

4. İkinci Sumud Libya Kara Konvoyu (10-26 Mayıs 2026)

Yaklaşık aynı tarihlerde 10-26 Mayıs 2026 tarihlerinde GSF; Libya üzerinden ikinci deniz filosunu düzenleyen delegasyon öncülüğünde kara konvoyu düzenlemiştir. Kuzey Afrika Sumud delegasyonu GSF ile yaşadığı istişare sorunlarından dolayı kendini fesh eden ve adına “Anadolu Sumud/Sumud Anatolia” ismini veren birinci Sumud misyonu yolcularından 15 kişiyi de davet ederek kara misyonu gerçekleştirilmiştir. Bu misyonda da birinci misyondaki gibi GSF ile istişare sıkıntıları yaşanmış, misyonun ana omurgasını teşkil eden Türkiye aktivistlerinin istişare mekanizmalarına alınmasında aksamalar yaşanmıştır. Bu sebeple zaman zaman geri dönmek isteyen Türk delegasyonunun çeşitli ısrarlarla devamı istenmiştir. Yol güzergâhındaki başıboş aşiretlerden gelen teyit edilemeyen saldırı ihtimalleri, konvoyun ilerlemesini engellemiş, yönetim yolcuların hayatını riske atmamak adına ileriye gitmekte tereddüt etmiş ve aktivistler kurumsal yaptırımlarla aktivizm arasında sıkışıp kalmıştır. Zorlu istişareler sonucunda ilerleme kararı alınmış, Hafter sınırına kadar gidilmiş, müzakere heyeti gönderilmiş, müzakere heyeti beklenilmiş ve müzakere heyetini alamayan misyon, kamp alanına geri dönmek zorunda kalmıştır.

Hafter’in Doğu Libya’da kurmuş olduğu düzen bir türlü kırılamamış, sınırda 6 gün bekleyen aktivistler, gönderdikleri 10 kişilik müzakere heyetinin esir alınması sonucunda bir gün daha beklemişler ve Batı Libya polisinin otobüslere bindirip zorla geri göndermesi sonucunda misyonu tamamlamak zorunda kalmışlardır. Misyondaki iki Türkiyeli Sumud grubunun satın aldığı 20 konteyner, 2 ambulans ve 8 minibüs Libya Kızılayı’na teslim edilerek Gazze’ye gönderilmiştir. Müzakere heyeti ise MİT Müsteşarı İbrahim Kalın’ın bir ay sonra 24 Haziran’da Doğu Libya’yı ziyaret ettiği ve Hafter’in büyük oğlu Saddam ile görüştüğü gün bırakılabilmiştir.

5. Üçüncü Filistin Kara Konvoyu (Palestine Convoy) (26 Temmuz- 17 Ağustos 2026)

Bütün bu yaşanalar neticesinde kendini fesheden Türkiye delegasyonu önceki adı olan “Sumud Anatolia/Anadolu Sumud” ismini misyon odaklı olarak değiştirerek “Filistin Konvoyu” adıyla tekrar toparlanmış, yeni bir icra heyetiyle, Türkiye aktivistlerinin öncülük edeceği, Anadolu topraklarının kullanılacağı, Avrupalı aktivistlerin Türkiye’ye tabi olacağı bir misyon hazırlığına girişmiştir. Uzun bir istişare süreci sonrasında güzergâha karar verilmiş, Bosna Srebrenitsa Soykırımı’nın yapıldığı noktadan Filistin Soykırımı’nın yapıldığı Batı Şeria’ya yol alınacak; Irak ve Ürdün güzergâhı tercih edilecektir. Suriye Hükümeti ile yapılan görüşmelerde İsrail’in saldırmaya fırsat kolladığı, kendi planlarıyla konvoyun planlarının çakışacağı endişesiyle Suriye topraklarının kullanılmaması teklifleri kabul edilmiş ve Irak güzergâhı tercih edilmiştir.

Bu konvoyun en önemli özelliği Anadolu merkezli ve Anadolu insanının öncülüğünde Avrupalıların Türkiye’ye tabiri caizse uyum sağladığı, önceki misyonlarda düşülen hatalara düşülmeden; kılık kıyafete ve adabımuaşerete uygun davrandıkları bir misyondur.

Bu misyon 26 Temmuz 2026’da Fransa’dan başlayarak Bosna’da buluşan Avrupa ve Kuzey Afrika aktivistleri ile bir miting düzenleyerek dünyaya misyonun hedefini ilan etmiştir. Sırasıyla Arnavutluk, Yunanistan mitingleri sonrasında İpsala Sınır Kapısı’nda yapılan karşılama sonrası 30 Temmuz’da İstanbul’da büyük bir halk kitlesiyle karşılanan konvoy, yapılan miting sonrası yolcu edilmiştir. Sakarya’da iki günlük “şiddetsizlik” eğitiminden sonra yola çıkılmış, sırasıyla Ankara, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır ve son durak olarak Mardin’de mitingler yapılarak halkın yüksek coşkusuyla ev sahipliği yapılarak konvoy uğurlanmış ve  Habur Sınır Kapısı’na kadar gelinmiştir. Buraya kadar her şey çok güzel gelişmiş, Gazze-Filistin ruhu Avrupa ve Anadolu topraklarında tekrar canlanmış, Filistin halkı için tekrar bir umut kapısı aralanmıştır.

Fakat Habur Sınır Kapısı geçilip Kuzey Irak yönetimine bağlı İbrahim Halil Kapısı’na varılınca işin rengi değişmiş, birinci otobüse izin veren yönetim ikinci otobüs sonrasını durdurmuştur. Bu durum konvoyda infiale yol açmış, aktivistler uzun gayretler sonucunda sakinleştirilebilmiştir.

Dicle Nehri’nin üzerindeki bir köprüde beklemeye başlayan konvoyun altı gün beklemesine rağmen geçişlerine izin verilmemiştir. Çeşitli eylemlerle protesto edilen Kuzey Irak yönetimi, tavrından vazgeçmemiş, ne denirse densin iznin kendilerinden değil; Irak Merkezî Hükümeti'nden alınması gerektiğini, Irakı da Ürdün Hükümeti'nin sıkıştırdığını, bu kapının yönetiminin artık kendilerinde olmadığını belirtmişlerdir.

Bu durum konvoy yönetimini sıkıntıya sokmuş, engelin muhatabının dünyaya ilanı konusunu izah etmekte zorlanmıştır. Engel olan Kuzey Irak yönetimidir ama emir Irak Merkezî Hükümeti’nden gelmektedir. Kime yüklenilirse yüklenilsin İsrail müslümanların düştüğü bu durumdan memnun olacaktır. Fakat sırasıyla Ürdün, Irak ve Kuzey Irak yönetimlerinin zincirleme olarak İsrail’in baskılarına boyun eğmesi İslam dünyasının hal-i pürmelâlilini de ortaya koymuştur. Konvoyun İsrail açısından yüksek düzeyde risk barındırması muhatap ülkeler açısından korkuya sebep olmuştur.  Konvoy yönetiminin mevcut durumda kime tepki göstereceği durumu kendi aralarında da ihtilafa yol açmış, işin çıkmaza girmesi sonucunda geri dönülme kararı alınmıştır.

Konvoyun yolculuğu sırasında iki Fransız vatandaşının müslümanların kendi aralarındaki davranışlarından olumlu etkilenerek  Müslüman olmaları konvoyda ciddi bir moral oluşturmuş, bundan sonra dönülse bile bu durumun başarı olarak yeteceği aktivistler tarafından belirtilmiştir.

Harekete başından itibaren "İsimsizler Hareketi" denmiştir. Bunun sebebi sivil toplum kuruluşlarından bağımsız oluşundan değildir. Bu şekilde ifadelendirilmesinin sebebi; kurumsal bagajı olan aktivistlerin yolculuğuna mâni olacak, ileriye atılmalarına engel olacak herhangi bir sıkıntı durumunda yola devam etmelerini sağlamak ve herhangi bir kurumun da kendi markasını ön plana çıkarmasını engellemektir. Çünkü bazen kurumsal hedefler misyonu amaçtan uzaklaştırabilmektedir. Bu sebeple samimiyetin merkeze alındığı, her kişinin kendisiyle Rabbi arasında muhasebe yaptığı, herkesin kendinden sorumlu olduğu bir misyon hedeflenmiştir. Birinci Sumud filosunda da bu şekilde davranılmış; İsrail'in, yönetim kadrosuna müdahale edersem sistemi çökertirim umudu, her aktivistin yol bulup  teknelerini kaçırarak Gazze’ye 10 mile kadar yaklaşmalarıyla son bulmuştur. Aksi takdirde Filistin’e yol bulabilenin kendisini öne atacağı bir misyon olmamış olsaydı, İsrail’in merkeze yapacağı bir baskın sistemi sonlandırabilirdi. Aynı şekilde bu kara misyonunda aynı metod takip edilmiş, baskın bir hiyerarşik yönetim kadrosuyla dikey değil, yatay bir yönetim biçimi oluşturularak gelecek misyonları devam ettirecek yeni yiğit yüreklerin çıkmasına imkân tanınmıştır.

Bu kara misyonundaki sayının Bedir ehlinin sayısı ve Hz. Talut’un ordusunun sayısı gibi 313 kişi olması manidardır, ayrıca Diyarbakır'da bir hanımın görmüş olduğu rüyada, Diyarbakır’da medfun sahabilerin “Bu gün buraya hayırlı bir topluluk gelecek, git onları karşıla.” demeleri üzerine ablanın gelip konvoyu karşılaması yüreklere su sepmiştir.

Bu misyonun en önemli artısı Anadolu sivil toplum kuruluşlarını kaynaştırmış, tanıştırmış olması; sonraki misyonlarda yol tutuş yöntemlerini ve öngörülür davranışlarını test etmiş olmasıdır.

Bu misyon bütün Anadolu insanının kendi hanesine hayır olarak yazabileceği, hiçbir kurumun tek başına kendi hanesine hamledemeyeceği, samimiyet merkezli, herkesin Allah'la kendi arasındaki samimiyetine orantılı olarak yol aldığı bir misyondur.

Bu misyon da önceki misyonlar gibi dış yolculuklar kadar içsel yolculuğun da olduğu, aktivistlerin kendileriyle yüzleştiği, tahammül eşiklerini test ettikleri, sıcakla mücadele ettikleri, dayanma kapasitelerini ölçtükleri bir misyon olmuştur. İsrail'in İslam dünyasını zincirleme prangaya aldığı ve hangi İslam ülkesine yüklenilse İsrail'in memnun olacağı; bu anlamda da söylem üretmekte zorlanılan bir misyondur.

Belki de en masum olan Kuzey Irak yönetiminin en fazla hedefe konulduğu, arka plandakilerin kendisini perdelediği bir misyondur ama bu durumu kamuoyuna izah etmekte zorlanılmış, sanki misyonu engelleyen en önemli gücün Kuzey Irak yönetimi olduğu algısı oluşmuştur. Bu sebeple misyon da kendi aralarında nasıl bir tepki koyacağı konusunda karar alma mekanizmalarında güçlük çekmiş, zaman zaman aralarında ihtilafa düşmüşlerdir.

29 Ocak 2025’te Cenevre’den 17 Ağustos 2026’ya kadar tam 6 misyon düzenlenmiş, her misyonda yeni eşikler test edilmiş, İsrail’in sınırlarının nerelere kadar uzandığı hem kendi halklarına hem de dünyaya gösterilmiş, sonraki misyonlar için bu misyonlardaki tecrübeler biriktirilmiştir. Yapılanmanın dikey değil de yatay oluşu, özellikle Mısır yürüyüşü, Birinci Sumud Filosu ve sonuncu Filistin Konvoyu’nda kurumsal reflekslerden uzak bir tutum sergilenmesi; misyonlara taze kanlar ve yiğit yürekler kazandırmış, işin doğal seyri zor anlarda inisiyatif alabilme kabiliyeti yüksek kişilerin ortaya çıkmasına fırsat doğurmuştur.

Bu misyonlar Filistin halkının ve topraklarının tam olarak özgürleşeceği ve Kudüs’te özgürce şükür namazı kılınacağı günlere kadar sürecektir. Kudüs’ün özgürlüğü aynı zamanda İslam dünyasının da özgürleştiği anlamına gelecektir. Mecid-i Aksa’da özgürce namaz kılabilmek bu işin turnusol kâğıdıdır.

Bir Gazzeli’nin ifade ettiği: “Bize gelme gayretlerinizi bırakmayın, siz nasıl ki deprem enkazındaki kişiye “Kimse var mı?” dediğiniz zaman enkazdaki kişi hayata tutunuyorsa biz de sizin bu gayretlerinizle hayata tunuyoruz.” sözü gelecek misyonlar için anahtar bir ifadedir. Hiçbir vicdan ehlinin bu mücadeleyi bırakma, yorulma lüksü yoktur. Her fert kendi döneminin aktivizminden sorumludur. Herkesin ahirete bırakacağı bir mazereti, en azından kendisini affedeceği ve Allah’a affettireceği bir hâli olabilmelidir.

Dünya halkları artık özgürce gündemi belirleyebilme imkânını yakalamıştır ve cesaretleri de gittikçe artmaktadır. Bu durum gelecek misyonlar için umut vadetmektedir. Bugünün mazlumu Filistin halkı için yola çıkan konvoylar, umut edilir ki yarınlarda Doğu Türkistan, Myanmar, Sudan ve bütün mazlum halklar için yola çıksın. Artık pandoranın kutusu açılmıştır, geri kapatılması mümkün değildir. Rüzgar arkadan alınmış, yol ve yolcular geleceğe umutla bakmayı öğrenmişlerdir.  Artık her bir konvoy ve filo aktivisti yeni konvoy ve filolar oluşturabilecek ufka ve vizyona sahiptir. Surda açılan gedik geleceğe umut taşımaya devam edecektir.

*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.

Alpaslan Arslan · Diğer Yazılar

Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz