15.10.2026Çağlar Değişir Hakikat Değişmez!
İslam Düşüncesi
İslam Aleminden Notlar

Azerbaycan'da Başörtüsü Yasağı: Seküler Tahakkümün Yeni Bir Tezahürü

0 15.10.2026

Laiklik adına Müslümanların inançlarına müdahale eden Azerbaycan yönetimi, Sovyet döneminden miras kalan devletçi zihniyeti yeniden gündeme taşıyor. Yaşananlar, yalnızca bir başörtüsü meselesini değil, modern devletin din karşısındaki konumunu ve Müslümanların adalet sorumluluğunu da tartışmaya açıyor.

Azerbaycan'da eylül ve ekim aylarında yürürlüğe konulan kıyafet düzenlemeleri, başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin devlet okullarına alınmamasıyla yeni bir hak ihlaline dönüştü. Laiklik ve kıyafet birliği gerekçesiyle uygulanan yasak, eğitim ve çalışma hakkını dinî kimliğinden vazgeçme şartına bağlarken, karara karşı çıkan öğrencilerin protestoları ve onlarca kişinin gözaltına alınması toplumsal gerilimi artırıyor. Devlet okullarındaki bu hukuk dışı uygulamalar, Türkiye'de de tepkilere neden oluyor. İslami kuruluşlar, insan hakları çevreleri ve çeşitli sivil toplum örgütleri yasağın kaldırılmasını isterken, protestolar yükselerek devam ediyor.

Azerbaycan'daki gelişmeler, modern devletin din karşısındaki tarafsızlık iddiasıyla uygulamaları arasındaki köklü çelişkiyi yeniden görünür kılıyor. Laiklik, farklı inançların özgürce yaşamasının güvencesi olarak sunulurken, Müslümanların dinî yükümlülüklerini kamusal hayatta yerine getirmelerini engellemenin gerekçesine dönüştürülüyor.

Burada asıl mesele başörtüsünün bir kıyafet olarak değerlendirilmesinden ziyade, devletin dinî hayatın sınırlarını belirleme yetkisini kendisinde görmesidir. İbadet alanına hapsedilen, toplumsal ve kamusal hayattaki görünürlüğü devletin iznine bağlanan bir İslam anlayışı, seküler zihniyetin çarpık din tasavvurunun bir açmazıdır.

Oysa İslam, yalnızca bireyin vicdanında yaşadığı bir inanç veya belirli ibadetlerden ibaret değildir. Hayatı bütün yönleriyle kuşatan, insanın Allah'la, toplumla ve tabiatla ilişkisini düzenleyen bütüncül bir dünya görüşüdür. Tesettür de bu bütünlük içerisinde anlam kazanan ilahî bir yükümlülüktür.

Bu nedenle başörtülü bir öğrencinin eğitimden, öğretmenin mesleğinden uzaklaştırılması yalnızca bireysel tercihlere müdahale değildir. Müslümanların inançlarını hayatın bütünlüğü içerisinde yaşama iradesinin sınırlandırılmasıdır.

Üstelik bu uygulama, Azerbaycan Anayasası'nın güvence altına aldığı vicdan özgürlüğüyle ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din özgürlüğünü koruyan maddeleriyle de çelişen  ciddi bir hukuki tartışma doğurmaktadır. 

Devletin laik olması, vatandaşın seküler bir hayat tarzını benimsemek zorunda olduğu anlamına gelemez.

Azerbaycan'daki yasakçı yaklaşımın tarihî kökleri, dinî hayatı baskı altında tutan Sovyet yönetimine kadar uzanıyor. Bağımsızlık sonrasında dinî alanda önemli serbestlikler sağlanmasına rağmen devletin dini denetleme anlayışı bütünüyle terk edilmedi. Nitekim 2010 yılında da başörtüsüne yönelik müdahaleler ve bunlara karşı protestolar yaşanmıştı.

Bugün ise dinî kimliğin kamusal görünürlüğü yeniden devletin laiklik ve güvenlik politikalarının konusu hâline getiriliyor. Özellikle İran'ın Azerbaycan üzerindeki dinî ve siyasi nüfuzuna ilişkin kaygılar, yönetimin dinî hareketlere mesafeli yaklaşımında gerekçe olarak gösteriliyor. Ancak dış müdahalelere karşı güvenlik tedbirleri Müslümanların dinî yükümlülüklerini sınırlandırmakla sağlanamaz. Başörtüsünü herhangi bir devletin veya siyasi hareketin sembolüne indirgemek, İslam'ın evrensel hükümlerini güncel siyasi rekabetlerin konusu hâline getirmek art niyetli saçma bir yaklaşımdır. 

Bu yaklaşım Türkiye'nin 28 Şubat dönemini hatırlatmaktadır. O dönemde de laiklik ve irticayla mücadele gerekçeleriyle başörtülü kadınlar eğitim ve çalışma hayatından dışlanmıştı. Devletin ideolojik tercihleri, toplumun inançları üzerinde belirleyici kılınmıştı.

Türkiye'nin bu tecrübesi, yasakların toplumu dönüştürmekten ziyade derin mağduriyetler ve toplumsal kırılmalar ürettiğini göstermiştir.

Burada dikkat çekici olan, modern devletin özgürlük ve ilerleme iddiasıyla ortaya çıkmasına rağmen kendi ideolojik sınırlarının dışına çıkan toplumsal talepler karşısında baskıcı yöntemlere başvurabilmesidir. Dinî özgürlükleri korumakla yükümlü devlet, bizzat bu özgürlüklerin önündeki en büyük engele dönüşebilmektedir. Değişen rejimlere ve farklılaşan gerekçelere rağmen devletin, toplumu kendi ideolojik kalıplarına göre biçimlendirme arzusu süreklilik göstermektedir.

Azerbaycan yönetiminin başörtüsüne yönelik müdahaleleri, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik söyleminin mahiyetini de sorgulamayı gerektiriyor. Tarihî ve kültürel yakınlık, devletlerin yanlış uygulamalarını görmezden gelmenin gerekçesi olamaz.

İslam'ın kardeşlik anlayışı, etnik aidiyetlerin ve siyasi ittifakların ötesinde, tevhid ve adalet temelinde şekillenen bir sorumluluktur. Kur'an'ın, kişinin kendisi ve yakınları aleyhine dahi olsa adaleti ayakta tutma emri Müslümanların siyasi ilişkilerinde de temel ölçü olmalıdır.

Bu açıdan Azerbaycan'ın İsrail'le sürdürdüğü askerî ve ekonomik ilişkiler de eleştirel bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Filistin'de yaşanan ağır insan hakları ihlalleri karşısında İsrail'le stratejik ortaklığını koruyan bir yönetimin, kendi ülkesindeki Müslümanların dinî taleplerini güvenlik sorunu olarak görmesi ciddi bir ahlaki ve siyasi çelişki ortaya koymaktadır. 

Asıl sorun, devletlerin siyasi çıkarlarını toplumsal ve ahlaki sorumluluklarının önüne koyabilmesidir. Ümmet bilinci ise Müslümanların tutumlarını devletlerin dostluk ve düşmanlık ilişkilerine göre değil, hak ve adalet ölçülerine göre belirlemelerini gerektirir.

Kardeşlik, haksızlık yapanı savunmak değil, onu haksızlıktan vazgeçirmeye çalışmaktır.

Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı, İslami Hareket açısından yalnızca güncel bir hak ihlali olarak değerlendirilemez. Bu hadise, Müslümanların modern devlet, sekülerleşme ve toplumsal dönüşüm karşısındaki konumlarını yeniden düşünmelerini gerekli kılıyor.

İslami Hareket'in temel sorumluluğu, İslam'ı bireysel ibadetlere indirgeyen anlayışa karşı vahyin hayatın bütün alanlarına ilişkin rehberliğini ortaya koymaktır. Bu sorumluluk, mevcut haksızlıklara karşı çıkmayı içerdiği gibi adalet, özgürlük ve ahlak temelinde sahih bir toplumsal düzenin inşasını da hedefler.

Bu nedenle başörtüsü özgürlüğünü savunmak zorunlu olmakla birlikte yeterli değildir. Yasakların kaldırılması önemli bir kazanım olsa da dinî hayatın meşruiyetini devletin izin ve yasaklarına bağımlı gören zihniyet sorgulanmadıkça benzer müdahalelerin farklı biçimlerde ortaya çıkması mümkündür.

Öte yandan Müslümanların kendi ilkeleriyle kurduğu ilişkinin de sürekli muhasebeye tabi tutulması gerekir. Siyasi yakınlıklar nedeniyle bazı haksızlıklara sessiz kalmak, başka coğrafyalardaki zulümlere gösterilen duyarlılığı dost kabul edilen yönetimlerden esirgemek, İslami şahitliğin ahlaki tutarlılığıyla bağdaşmaz.

Bu çerçevede Azerbaycan'daki mağduriyetlerin belgelenmesi, hukuki mücadelelerin desteklenmesi, barışçıl dayanışmanın güçlendirilmesi ve yönetimin yasaklardan vazgeçmeye çağrılması için çok katmanlı bir sürecin işletilmesi gerekmektedir. Aslında Azerbaycan yönetimi bu çağrılara kulak verdiğinde ülkenin geleceği açısından çok önemli bir hatadan dönmüş olduğunu idrak etmiş olacaktır.

İslam Düşüncesi Sitesi

Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz

Diğer Yazılar