Özgürlük ve Ölümsüzlüğün Anahtarı İnfak
Tüm canlıların doğasına yerleştirilen kendini koruma ve hayatta kalma güdüsü, onları bazı şeyleri sahiplenip üzerinde egemenlik kurmaya sevk eder. Çoğu canlı, zorunlu olan ve ihtiyacını karşılayacak miktarla yetinir, biriktirmek gibi bir eğilime veya yeteneğe sahip değildir. Zira onların çoğu "kendinin farkında olma" ayrıcalığından uzaktır; zaman bilinci ve gelecek tahayyülünden de yoksundur.
İnsanoğlunun ölümsüzlük ve mutlak egemenlik arzusu ilk insanla başlayan bir olgudur. Hz. Âdem ve eşinin yasak ağaçtan yemelerini sağlamak için şeytan onları ölümsüzlüğe ulaşma ve yok olmayacak bir mülke/iktidara sahip olma vaadiyle kandırmıştır.
Madde ve manayı çarpık bir şekilde ele alan bakış açısı insanlığın bilinen ilk hikâyesinde ortaya çıkmış gözükmektedir. Kıyamete kadar sürecek imtihanın ana ekseni de hep bu hikâye etrafında dönmektedir. Kimi düşünürler bunu beşer ve insan kavramsallaştırmasıyla ifade etmektedir. Halife olarak beden ve ruhtan yaratılan bu varlık, madde/çamur kısmına hapsolup beşer olarak mı kalacak yoksa bedeni/maddeyi Allah’ın üflediği ruha hizmet eden bir araç olarak görerek aşkınlığa yürüyen bir insan mı olacaktır meselesi hayatın özünü teşkil etmektedir.
Bu zorlu hikâyede insanoğlunun imtihana tabi tutulduğu en önemli hususlardan biri, şüphesiz mal ve mülkle kurduğu ilişki biçimidir. Bu hikâyenin sonucunu belirleyecek kilit kavramlardan biri olarak infak kavramı öne çıkmaktadır. Bu yüzden olsa gerek Kur'an; infak kavramını, hayatın karmaşık yapısını ve insan davranışlarını anlamamızı sağlamak ve bunları disipline etmemizi öğretmek için çok farklı bağlamlarda kullanmaktadır.
İnfak kelime olarak tüketmek, bitirmek, tamamlamak, harcamak, elden çıkarmak gibi anlamlara gelmektedir. Kur'an'ı Kerim de kelimeyi bu anlamlarıyla mümin ya da kafir farketmeksizin iyi yahut kötü tüm harcamalar için kullanmaktadır. Terim olarak infak, Allah rızası için yapılan meşru ve helal harcamaları ifade etmektedir. Sözcük anlamı tüketmeye işaret etse de terimsel çerçevede ortaya çıkan meşruluk vurgusu, malın elde edilme yollarının da helal olmak zorunda olduğuna işaret etmektedir. O halde İslam'ın temel kavramlarından olan infak, yalnızca toplumun tüketim kültürünü değil üretim şekillerini de belirleyen sosyoekonomik bir ibadet olarak anlaşılmalıdır. Toplumsal dayanışmanın sadece maddi refah üzerinden sağlanamayacağı aşikârdır. Ekonomik süreçler ahlaki bir zemine dayandığı ölçüde sosyal barış, huzur ve kardeşlik ikliminin sağlanması mümkündür. Hâkim kapitalist paradigmanın üretim tüketim, inovasyon, kâr ve büyüme üzerine kurulu ve çoğu zaman ahlaki ölçüleri dışlayan yapısı, iddia edildiği gibi insanların ekseriyetine refah ve sosyal adalet sağlayamamıştır. Tüketmek üzerine kurulu üretim döngüsü insani değerleri tüketir hâle gelmiştir. Tüketim köleliği şeklinde kavramsallaştırılan mevcut durumda küresel hegemonya seraba dönen özgürlük masalıyla insanları öğüten bir canavara dönüşmüştür.
Bu karanlık atmosferden çıkmak için infak ibadetinin çok boyutlu yapısı kişisel ve toplumsal özgürlüğü sağlayan bir zemin sunmaktadır. İnfak, kişinin maddeyle kurduğu ilişkinin sahih bir tasavvura dayanmasını sağlar. Mülkün sahibinin Allah olduğuna iman eden fert, kendisinin emanetçi olduğunu aklından çıkarmaz. Elde ettiği varlığa emanet gözüyle bakan kişi, ne kadar cazip olursa olsun ona bağımlı olmaktan kurtulma iradesini elde eder. "..Kişinin infak edebildiği kendi malıdır.." buyruğu, biriktirmek ve bireysel çıkarlar için harcama üzerine kurulu tüketim köleliği düzenini tersine çevirebilecek bir imkân sunar insanlığa. "Neyi infak edebiliriz?" sorusuna Kitapta verilen "ihtiyaçtan fazlası" cevabı, insanlara eşyanın kölesi olmaktan kurtulabilmenin yollarını öğretir. Değersiz görülen şeylerden infak etmeyi men eden Kur'an'ın, iyiliğe ulaşmanın yolu olarak "...sevdiğiniz şeylerden verin..." öğüdüne riayet edenlerin, özgürlüğün zirvesine doğru yürüdükleri aşikârdır. Bu eylemliliği içselleştirmiş bir şahıs, tüm bağımlılıklardan azade olan bir şuur seviyesine ulaşmıştır.
İnsanı bu dünyada özgür kılan yegâne inancın adı olan tevhid akidesi, toplumsal hayatta karşılık bulmadıkça bahsedilen işlevini görmesi mümkün değildir. İnfak, namaz ibadeti gibi tevhidin/imanın bir uzantısı olarak insanı şerefli kılar. Zira zekat zenginlere mahsus bir görev olsa da infak tüm inananların yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Bundan dolayı infak, kişilerin hayat tarzını tescilleyen önemli bir göstergedir. Bu bilinçte olanlar darlıkta da bollukta da infak ederler, kendileri ihtiyaç içinde olsalar da kardeşleriyle elinde olanı paylaşırlar. Küçük büyük demeden yarım hurmayla bile olsa başkasıyla dayanışma içerisine girmeyi kendine düstur edinen bir topluluk, materyalist hiyerarşik düzeni elbette sarsacaktır. Vahyin geniş bir ufukla ele aldığı infak, eşyanın tabiatında var olan çeşitliliği ve derece farklarını makul bir zemine ulaştırmakla kalmaz; bu çeşitliliğin insanı rahatsız eden bir tabakalaşmaya dönüşmesini de engeller. Asgari ücretli bir emekçinin imkânlar dahilinde verdiği az bir metayla, holding sahibi bir zenginin verdiği büyük meblağ arasındaki değer ölçüsü niceliksel bir hesaplamadan ziyade niteliksel bir derinlik ifadesi olan takvayla ilişkilidir.
İnfakta ihlas şarttır. İhlas; tevhidin, yani özgürlüğün diğer adıdır. Zira tüm fazlalıklardan arınıp azade olmak anlamına gelen ihlas bu manada da infakla kesişir. Sahiplenme duygusu kişinin iktidar olma, başkaları üzerinde tahakküm kurma arzusuyla doğrudan ilişkilidir. Kendisine bahşedilen yahut elde ettiğini düşündüğü mal, mevki, ilim gibi birikimler egemenlik vesilesine dönüşürken kişi farkında olmadan araçların kölesi haline gelebilir. Bu yetenekleri başkasıyla paylaşırken de bir tür tahakküm kurma riski her zaman vardır. Bu tehlikeyi ortadan kaldıracak en önemli çare ihlastan sapmamaktır. Zekat kişiyi ve malını arındırıp temizleyen bir ibadet olarak müminin üzerinden hayatın yüklerini kaldırıp günlük telaşenin içinde üzerine sıçrayan kirlerden paklar. Elde ettiği birikimi başkasıyla paylaşabilme iradesi, kendi hırs ve cimriliğinden sıyrılan kişiye tarifi imkânsız bir huzur ve özgürleşme hissi verir. İnfak süreci malın elden çıkarılmasıyla sona ermez; aksine daha büyük bir sorumluluk üstlenmeyi gerekli kılar. Başkasına yapılan bir yardımı başa kakmamak, yapılan salih ameli zedeleyecek herhangi bir davranıştan hayat boyunca kaçınmak gerekir. Hayat inişli çıkışlıdır ve sayısız imtihanla doludur. Müminin; kişi, kurum ya da genele yapmış olduğu bir infakı gösteriş için yapması zaten ihlasa mugayirdir. Ancak kader kimi zaman insanı yaptığı iyilikle tekrar sınamak ister ve iyilik yaptığı tarafın gadrine uğratır; işte o vakit ihlasın hayat boyu üzerine titrenilen ve korunması çok zor olan bir haslet olduğu ortaya çıkar. Sürekli değişken bir kalp taşıyan insanoğlunun bu teyakkuz halini her daim koruması çok zordur. Bu zorlu süreçte tökezlense bile takva bilinci ve kardeşlik iklimine sahip bir toplumsallık, tekrar istikamet üzere doğrulmayı mümkün kılar. Hz. Ebu Bekir'in ifk hadisesinde iftira kampanyasına karışan akrabasına ayetin uyarısıyla daha önce yaptığı yardımlara devam edebilmesi önemli bir ihlas örneğidir. Sıddık, sadakaya devam ederek imanına sadık kalmıştır.
İnfakın geniş yelpazesine kişinin emanetçisi olduğu her şey girer. Âlim ilminden, yaşlı tecrübesinden, genç kuvvetinden, vakti olan zamanından, mekânı olan imkânından, mesleği olan sanatından infak eder. "Kardeşine tebessüm etmen...yoldan eza veren taşı kaldırman sadakadır..." öğüdünü veren Hz. Peygamber; ibadet, sosyal hayat, ekonomi, siyaset vb. alanlar arasında yapılan ayrımların ne kadar yanlış olduğunu, ibadetin hayat hayatın da ibadet olduğunu ifade eden bu veciz sözüyle günümüzün buhranlarına ışık tutmaya devam etmektedir.
Bu dünyada ölümsüzlük peşinde koşmak beyhude bir çabadır. "Her nefis ölümü tadacaktır..." Kişinin kendisiyle beraber ölüm ötesine taşıyabileceği şeyler salih amelleridir. İnsanı özgür ve ölümsüz kılacak olan şey ihlasla yapabildiği infakları olacaktır.
İsa Özçelik · Diğer Yazılar
Namaz: Zamanı büken, Mekânı Düren İbadet
02Post-Truth Çağında Hakikatin Peşine Düşmek
03İslami Hareket, Cemaat ve Sivil Toplum Üzerine Mülahazalar
04Aksa ve Gazze'nin Bereketi: ANFİDAP (Ankara Filistin Dayanışma Platformu)
05Gazze Ateşkesi Başarı-Zafer midir?
06Arsız Kötülük
07Suriye Süreci: İktidar Değişimi mi Devrim mi?
08İran, Birlik ve Emperyalizm
09İslami Hareketler ve Yeni Arayışlar -2
10İslami Hareketler ve Yeni Arayışlar -1
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
