24.09.2026Çağlar Değişir Hakikat Değişmez!
İslam Düşüncesi
Makale

Türkiye İslamcılığının Tarihi Serüvenine Paronamik Bakış /1

A
24.09.2026

1945 ve Sonrası

1

Geçmişi bugünden değerlendirmek bir başka deyişle “yaşanmış olanı tahlil edebilmek”  özel bir dikkate gereksinim duyurur. Şahitlerin bir başka âleme irtihal eylediği bir dönemin anlatılmasında ise dikkate rikkatin de eşlik etmesi gerekir. Rikkatle kastımız düşüncede zerâfettir. Böylesi bir zerâfetin olduğu yerde her fikir her eylem ait olduğu bütünün bir parçası olarak değerlendirilerek ele alınır çünkü dünle bugün, bugünle yarın arasında kurulacak sâhici irtibatın dönemin ruhunu bütünlükçü bir perpektifle kavramadan mümkün olamayacağı bilinir. Anılan kavrayışa ise dâhilî ve hâricî târih bilinerek ulaşılabilir. “Târih kitapları bize olayları haber verir, romanlar, şiirler, destanlar, hikâyeler, efsaneler ve masallar ise insanın hayatından yani gerçekte ne olduğundan bahseder. Birisi hâricî, diğeri dâhilî tarihtir.”(1) Cumhuriyet sonrasında olup bitenlerin ve olup bitenler karşısında gösterilen Müslüman duyarlılıklarının farklı tonları ve serencamlarını ancak böylesi bir ikili târih anlayışını kuşatmakla anlamak mümkündür.  Yasaklara maruz kalan müslüman bireyin ve toplumun ne hissettiği, yeni uygulamalara nasıl mukâvemet gösterdiği ya da uyum sağladığı hususunun tespiti için bilhassa dönemi yaşamış olanların canlı anlatımları ve bu anlatımlar üzerine kurulu hikâyelere, şiirlere, romanlara ihtiyaç bulunmaktadır.  Ancak bunlar sayesinde Cumhuriyet uygulamalarının kişi ve toplum vicdanında açtığı yara hakkı ile anlaşılabilir.

Aynı tavır yakın/uzak tarihte kalmış fakat tesiri halen süren kişi, dergi ve hareketlerin incelenmesinde mutlaka gösterilmelidir. Gösterilmezse ne olur? Anlama olmaz, değerlendirmeler sathî ve çarpık olur. Mesela 1939 yılında Nurettin Topçu’nun çıkartmış olduğu Hareket Dergisi veya 1943 Yılında Necip Fazıl tarafından çıkartılan Büyük Doğu Dergisi’nin sayıları dikkate refâkat edecek olan rikkat olmadan okunursa dergilerin ne söyledikleri, neyi yapmak istedikleri yeterince anlaşılamaz. Aynı şey dergilerin kurucu olan bu iki ismin bizzat kendi başlarına ne anlama geldiklerini tespitte de geçerlidir. Sözlerimi açmak adına Sezai Karakoç’un Büyük Doğu Dergisi ile karşılaşmasını anlattığı  “Hatıralar”ına kulak verelim: Bir arkadaşım, dayısında bulunan Büyük Doğu ciltlerini getirdi. Onları da gözden geçirdim. O güne kadar İslam, içimizde sakladığımız bir inanç idi. Kimselere pek açılamıyorduk. Yasak, mazlum ve mağdur bir düşünce gibiydi ruhumuzda. Ama işte görmüştük, İstanbul’da çıkan bir dergide onu çağdaş üslupla savunan bir kalem vardı. İslam’ın yükselen yeni, canlı sesiydi bu. Bu benim için büyük bir mutluluk olmuştu. Çünkü bir umut doğmuştu. Bütün sıkıntıları göğüsleyebilirdim.” (2) Said Çekmegil’in bir röportajında Necip fazıl için söyledikleri Karakoç’un söyledikleri ile büyük benzerlik arz eder.  ‘Güçlü kalemi, tavizsiz kişiliği, yani inancının kaynağına bağlandığı büyüğüne asla asla toz kondurmayan kimliğiyle ünlüydü. Biz onu mustağriplerin kirlettiği, fikir ve zikir ortamını temizlerken tanıdık. Onlarla kavga etmekten yılmıyordu. Çok çile çekmişti. Surda bir gedik açmak için az mı didinmişti. Yiğitti, cazipti. Yalnız bırakmak insaflı olmaz kanısındaydık. Son zamanlarda meşrebine ters gördüğü Müslümanlara kâfir diyecek kadar fıkıhsızlığının olduğuna şahit olunca, diğer aksamaları gölgede kalmıştı…’ (3)

2

Türkiye’de hangi vasatta çok partili hayata geçildiği ve çok partili hayatın CHP’yi icbar ettiği dilemma bu dönemde yaşananları kavramak açısından mühimdir. Mâlum olduğu üzere Türkiye’de çok partili hayata geçişin temel sebebi İkinci Dünya Harbi sonrasında inşâ edilen dünyanın niteliğidir. Harb sona erdiğinde gâlip tarafta yer alan Anglo-Sakson/Yahudi kuşağı ile SSCB arasında iki kutuplu dünya kurulmuş ve soğuk savaş diye tesmiye edilen dönem başlamıştı. Anılan dönemde Sovyet yayılmacılığının önüne geçebilmek için dinin gücünden yararlanmaya karar veren Anglo-Sakson/Yahudi kuşağı etki alanındaki ülkelere dînî özgürlüklerin önünü kısmen de olsa açma talimatını vermişti. Bunun en etkili ve doğrudan yolu da tek partili dönemin sona erdirilmesiydi.  Yeni bir dönem başlıyordu ve bu dönemi dipten gelen bir dalganın tesiri değil dünya konjonktürünün aldığı seyir belirliyordu.

Çok partili hayata geçmenin katı laiklik siyasetinin sürdürülemez anlamına geldiği kısa sürede anlaşılacak ve CHP içerinde yer alan farklı görüş sahiplerinin seslerinin yükselmesine zemin hazırlayacaktır. Daha öncesinde seçim bölgelerin hiç gitmeyen milletvekilleri (İki örnek: Yahya Kemal Tekirdağ, Yakup Kadri’nin Mardin milletvekili olup seçim bölgelerinde tanınmadıkları gibi onlar da seçim bölgelerini bilmezlerdi) seçimi kazanabilmek için 1946 seçimleri öncesinde seçim bölgelerine gitmeye başlamışlardır. Tahsin Banguoğlu mevcut durumu şu şekilde anlatmaktadır: ‘Ben Bingöl milletvekili idim. Diğer arkadaşlar gibi ben de ilk defa seçim bölgeme gittim. Halkın en yaygın şikâyetleri ve istekleri dini konular etrafında toplanıyordu: Camiler bakımsızdı, imam yoktu, cenazeleri kaldıracak kişi bile bulunamıyordu. Çocuklara en iptidai dini bilgileri verebilecek insanlar kalmamıştı vs. Seçim sonrasında milletvekilleriyle bir araya geldiğimizde bu şikâyet ve isteklerin bütün Türkiye çapında geçerli olduğunu gördük. DP bu konulara el atmıştı ve halktan büyük ilgi görüyordu. CHP bu konuyu ele almak zaruretini gördü, yoksa netice çok kötü olabilirdi.” (4)

CHP’nin 1947 Kurultayı din eğitimi meselesi ve dine bakışının yeniden değerlendirilmesi, klasik CHP yaklaşımı için ciddi bir kırılmanın yolunu açmıştır. Kurultay tutanakları incelendiğinde CHP içerisinde bu hususta keskin görüş ayrılıklarının olduğu görülmektedir. Mesela Hamdullah Suphi Tanrıöver, kuruluş sonrası din meselesinde sürdürülen politikaların geçmişte yaşanan olumsuzluklardan kaynaklandığını, bu tavrın geçici olduğunu, yeryüzünde hiçbir devletin din konusunda sonsuza kadar baskıcı bir yöntem belirleyemeyeceğini, devletin kuruluşu sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurulmasının denetim duygusundan kaynaklandığını, Dini eğitimin sadece ülke vatandaşları için değil, aynı zamanda bir zamanlar Osmanlı topraklarında bulunan ülkelerdeki Müslümanlar için de önemli olduğunu söylerken Komünizm tehlikesine dikkat çeker. Yine İmam Hatip okullarıyla birlikte üniversite bünyesinde “yüksek din mektebi” açılmasının, komünizm tehdidi altındaki “ekalliyetler”in kendilerini savunmaları için önemlilik arz ettiğini savunur. Behçet Kemal Çağlar ise “Biz, iliklerimize kadar Kemalist’iz. Bizim akidemizce din Devletten ve siyasetten ayrıdır. Devlet dine karışmaz. Dinin devlete karışması hayırlı gibi başlar, ölçüsüz denecek kadar zararlı olur. Devlet dine karışır, hayredeceğim derken alet eder, kadrini küçültür.” Der.  Çağlar’ın bir uyarısı da mensubu olduğu CHP’yedir. Partinin laiklik meselesinde “yeni dönemin ruhuna uygun” ve “günü kurtarmaya” dönük adımlar atmaktan kaçınması gerektiğini net bir biçimde belirtir. Çağlar kurucu değerlere atıf yaparak, ülkenin geleceğini kurtarmanın daha önemli olduğunu vurgulayarak konuşmasını sonlandırır. (5) Kurultayda konu edilen tartışmalarda dile getirilen meselelerle ilgili adımlar zaman içerisinde atılmış, 1948’de İmam-hatip kursları açılmıştır. 1949 yılında ise ilkokullara seçmeli olarak din dersi konmuş, bu okullarda eğitim verecek öğretmen yetiştirmek üzere aynı yıl Ankara Üniversitesi’ne bağlı İlahiyat Fakültesi kurulmuştur. CHP bu adımlarla hem din meselesinde artan bir biçimde kendisini kitleler nezdinde sıkıştıran Demokrat Parti’nin önemli bir kozunu elinden almaya çalışmış hem de toplumdan gelen talebi radikal dini akımlardan uzak tutmayı amaçlamıştır. Ancak tüm bu çabalar 1950’de yapılacak seçimlerde iktidarını DP’ye kaptırmasına engel olmamıştır.  “Din ve laiklik konularında temelde Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı düşüncelere sahip olan Demokrat Partinin seçimleri kazanması akabinde önceki dönemlere nazaran dini hayata verilen serbestlik neticesinde dini hayat yavaş yavaş canlanmaya başlamıştır. 1951 Yılında İmam Hatip okullarının, 1959 yılında Yüksek İslam Enstitüsünün açılması, ezanın Türkçe okunmaya başlaması, hacca izin verilmesi, Demokrat Parti içerisinde küçükte olsa İslam’i hassasiyete sahip insanların temsili gibi uygulamalar bu dönemde İslami neşriyatın çıkmasına ve çoğalmasına zemin hazırlamıştır.” (6) Aşağıda yer alan listede de çok partili hayata geçiş sonrasında yayımlanmaya başlayan dergilerin başlıcaları yer almaktadır.

İSİM                                      ÇIKIŞ YILLARI                     KURUCU/BAŞ MUHARRİR                          MERKEZ

Sebilürreşad                      1948-1960                           Eşref Edip                                                           İstanbul

Büyük Doğu                       1945-1959                           Necip fazıl                                                          İstanbul

Selamet                               1947-1949)                         Ömer Rıza Doğrul                                   İstanbul/Ankara

Ehli Sünnet                        1947-1953                           Abdurrahim Zapsu                                          İstanbul

Serdengeçti                       1947-1958                           Osman Yüksel Serdengeçti                         Ankara

Hareket                               1947-1953                           Nurettin Topçu                                                İstanbul

Hür adam                            1950-1959                           Sinan Omur                                                       İstanbul

Müslümanın Sesi             1950-1960                           Mehmet Lütfullah Baydoğan                      İzmir

İslam’ın Nuru                    1951-1952                           Ali Kemal Belviranlı                                         İstanbul

Allah Yolu                            1952-1953                           R. Salih Yalman/Adnan Tükmenoğlu       İstanbul

Din Yolu                               1956-1957                           İsmail Hakkı Baltacıoğlu                                Ankara

İslam                                     1957-1960                           Kemaleddin Şenocak                                     Ankara

Hilal                                       1958-1960                           Salih Özcan                                        İstanbul/Ankara

 

Süreçte yayınlanan dergilerde daha çok Kur’an’ı anlatma ve öğretme, ilmihal bilgileri, dini hikâyeler yer almıştır. Siyasi olarak kaleme alınan yazılarda CHP karşıtlığı ve DP desteği bariz bir şekilde görülmektedir. Dönemin şartları ve tek parti dönemi baskı siyasetinin Müslüman zihinlerde oluşturduğu travmatik etkiyi dikkate almadan dönem dergilerini şiddetli bir eleştiriye tabi tutmanın yersiz olacağını düşünüyoruz.  “Bütün bu sürece yayılan Neşriyatın ortak bir dilinden, çerçeve ve tahayyülatından bahsetmek mümkün değildir. Ne var ki kendi yolunu ve istikametini belirleyecek bir açılımın ayrışma ve tercihlerin yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladığı süreçte bu dönemde başlamıştır” (7) Necdet Subaşı dönem dergilerinin yetersizliğine hem işaret etmekte hem de yetersizliği oluşturan nedenleri göstermektedir. Kaldı ki bu dönem bir sonraki dönemin besleyici olması açısından ayrıca bir öneme de sahiptir.

İslami bir heyecan taşıyan fakat ne yapması nasıl davranması gerektiği hususunda rehberleri olmayan insanların ilmi yazılardan ziyade hissi yazılar yazması, günlük siyasete girerek kendilerine daha fazla alan açan oluşumları destekleyen yazılar kaleme alması ve okuyucularında bunlara rağbet göstermesi tabiidir.   Dönem şartlarında İslam Kelimesinin hala sakıncalı olduğunu bu yüzden “Milliyet”, “Mukaddesat” kelimeleriyle aslında İslam’ın kastedildiğini, Komünizm düşmanlığı ile de aslında dini tamamen silmeye çalışan maddeci güruha savaş açıldığını unutmamak gerekmektedir.

KAYNAKÇA

1-Özgürlüğe Kaçışım-Hapishaneden Notlar/Aliya İzzetbegoviç- Ketebe yayınları 3. Baskı sayfa 115
2- Hatıralar, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları, İstanbul 1. Cilt sayfa 182
3-  M. Said Çekmegil/Milliyet Anlayışımız Çıra yayınları Mart 2018 sayfa 130 )
4-Tahsin Banguoğlu hatıralarım- Aktaran İsmail kara Biraz yakın Tarih biraz Uzak Hurafe Kitabevi yayınları 1998 İstanbul Baskı)
5- Cumhuriyet Halk Partisinin Değişen Din Siyaseti 1947 Kurultayı- Abidin Çevik-Fahriye Dinçer Doktora tezi.
6- Necdet Subaşı,1960 Öncesi İslami Neşriyat 1960-1980 Arası İslamcı dergiler Nobel yayın. s. 60
7- Necdet Subaşı- 1960 Öncesi İslami Neşriyat 1960-1980 Arası İslamcı dergiler Nobel yayın. S. 60

 

Aydın Bilgi · Diğer Yazılar

Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz