20.10.2026Çağlar Değişir Hakikat Değişmez!
İslam Düşüncesi
Makale

İyilik Kıran Nutuk

M
19.10.2026

“Orada boş bir söz işitmezler, kendilerine yalnız

esenlikler dilenir. Orada sabah akşam rızıkları hazırdır.”

Meryem Suresi 62. ayet

İyilik için elinden geleni yapmalı iyi olduğunu savunan insanlar. Elimden gelen demek bütün varlığımla demektir. Elimden gelen budur, derken bütün gücüm budur, demek istenir. Eli ermek ifadesini bir düşünün. Elim kolum bağlı derken kastedileni bir düşünün. El demek kudret demektir.

İbn Tufeyl’in Hay b. Yakzân eserinden ilhamla çekilen Hay isimli çizgi filmde Hay, yabani bir hayvanla mücadele ederken elleriyle sopa kavrayabileceğini keşfeder. Elleri ile alet kullanarak hayatta kalabilir. Bu üzerinde durulması gereken bir sahnedir. Adeta bir aydınlanma yaşar Hay. Elin işleyişini fark etmek insanın kendini keşfetmesinde önemli bir dönemeçtir. El demek iradenin icrası demektir. El demek emek demektir. El demek medeniyet inşa etmek demektir.

Elini yani kudretini sakınıp iyi iddiasında olanlar var. İyilik sâridir ve faaldir. Tıpkı ışık gibi. Etrafı aydınlatmayan ışık nasıl mümkün değilse etrafını tertip edip tanzim etmeyen iyilik de mümkün değildir. İyilik iddiası amel ve tanzim ile ispat olur. Emek ve mesai tasarrufu yapalım onları israf etmeyelim elbette; ama bazılarımız tasarruf yerine bir sıralama yaparak bir şeyleri önceliyorlar. Bir şeyleri diğerlerinin yerine tercih etmek kaçınılmaz bir zorunluluk. Hatta bunun usulüne dair kafa yorulmuş, bu alana fıkhu’l-evleviyyât (öncelikler fıkhı) denilerek bir müktesebat oluşturulmuştur. Ama bu sıralamada tercihi belirleyen etken ne? İnsan yaptığını diğerlerinin önüne koyarak yapıyorsa bunun gerekçesi nedir? Olmak yerine görünmeyi, yaşamak yerine hissetmeyi, icra etmek yerine söylem üretmeyi, yapmak yerine eleştirmeyi önceleyen hukuk hangi fıkhın maslahatıdır?

Konuşmak, iletişimin bir kanalı. İyiliğin yayılması için konuşmak da bir yöntem. Ama iyiliğin kök salması için yapılabilecek en önemli mesele olan temsiliyete ermeden, en azından o gayrette olmadan gerçekleşen konuşma, sözün büyüsü ve şehveti ile konuşanı körleştiriyor. Konuşan konuştukça dinleyemez ve göremez oluyor. Konuşan çokça konuştukça ahraz oluyor. Konuşma çok olunca kuvvetle muhtemel çoğunluğu lağv yani boş oluyor. Rabbimiz cenneti tasvir ederken orada boş söz olmayacağı müjdesi ile bir yere işaret ediyor. Konuşma adeta bir iyilik kırana dönüşüyor. Kelimelerin yaralayıcılığı, konuşanın idrakini ve nazarını tarumar ediyor, sonra da dinleyenin benliğini. Halbuki iyilik için konuşma iddiası iyilik üzerinde yeterince mesai harcamamış olmanın bir göstergesi sanki. Çünkü iyilik kelimelerle aktarılabilir belki, öğretilebilir hatta ama yapılabilir değildir çoğunlukla. Hatta iyilik icrası genellikle susarak olur. Daha da edip olmak istenirse ses dahi çıkarmamak gerekir. İyiliğin ruhu, sükûtun omurgasına kuşanır. Retoriğin hazzı, iyiliğin engeline dönüşürse ruh, kuşanacak omurgadan mahrum kalır. Susmalı ve kelimelerin de anlamın da Rabbi olan Rabbimize kulak vermeli, kulak verilmesini teşvik etmeliyiz. İyi bir dinleyici olmak, hele ki âlemlerin ve kelimelerin Rabbini dinleyebilmek, O’na itimat etmekle ve O’nun kuluna kâfi olduğunun itminanı ile mümkün olur.

Yalnızca konuşma değil her türlü iyilik insanın kabiliyetlerini mahdut kılması yani kendini tutması ile gerçekleşir. İnsan kendine ne denli sahip çıkabilirse o kadar iyilik mümkün olur. İnsan sirayetini budadıkça medeniyet inşa edilebilir. Namazda bütün çeldiricilere rağmen odağımızı ibadete vermek zorundayız. Namazın her rüknündeki bakışımızı bile tertip etmiş fıkıhçılarımız. Orucu tutarız mesela. Beslenme içgüdüsünü tutar, onun esiri olmamaya gayret ederiz. Erteler ya da sınır çizeriz. Ama bu içgüdüyü reddetmeyiz. Reddetmek körlük demektir. Reddetmek tedbire engeldir. Her türlü kabiliyetini bir yere mebni hâle getirilebilirse insan onmaya başlar. Aksi durumda insan kabiliyetinin esiri olur. Bu kabiliyetlerden birisi konuşma kabiliyetidir. Dil, mucizevi bir etkiye sahiptir. Tesiri çok yüksektir. Kelimeler anlamın taşıyıcıları olmaları münasebetiyle kıymetlidirler. Allah kulları ile kelimeleri marifetiyle irtibat kurar. İbadetlerde kelimelerle niyazda ve teveccühte bulunur kul Rabbine. Mantığın ispatı olan nutuk kabiliyeti şayet mukaddes bir elekten elenmiyorsa nâtık olan insan, nutkunun esiri olabilir. Yalan ve yanlış konuşabilir. Hatta yalan ve yanlış konuşması onun yalan ve yanlış yaşamasına bile dönüşebilir. Zira insanın kelimeleri en çok kendisini etkiler. Kelimeler olayı, olguyu nihayet hayatı mayalama kudretine sahiptir. Kelimeler ya esir ederek çürütür nâtığı ya da kanat takıp uçurur ötelere. Genellikle konuşulduğunda ilki dinlendiğinden ikincisi olur.

İyilik konuşulabilir, ama iyilik yaşanırsa hayatı mayalar. Yaşanmayıp konuşulan iyilik, iyiye de iyiliğe de kuşku duyulmasını sağlar. Bu kuşku felaketlerden bir felakettir. İyilik özelinde ama genelde üzerinde çokça konuşulan her ne ise ona karşı önce alışma ardından da duyarsızlaşma ve hissizleşme ortaya çıkar. İnsan alışınca bıkar. Bıkmamak alışmamakla mümkündür. Hayretin, hayranlığın ve heyecanın sönmemesi için kelimeleri israf etmemeli, onların üzerine titremeli ve onları incitmemeliyiz.

Ömrünü iyiliğe adayan erler, sessizce su gibi vakurca akar ve bilgece beslerler havzalarını. Bu insan güzellerinde fikirler gürbüzleşir, hayaller renklenir. Onlarla birlikte olmanın diriltici bir etkisi vardır. Çünkü onlar kelimeleri ağızlarından çok kulaklarına alırlar. Bütün varlıkları ile dinlerler. Ellerinin kudretini dinlemenin şifasına takviye ederler. Retorikten ziyade sâlihata azmederler. Bir hayır kulağı olma muradındadırlar. Umut aşılayan bu erlerin durumları şaşılacak şekildedir doğrusu. Kendilerine şaşılan bu erlere selam olsun!

Mustafa Eser · Diğer Yazılar

Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz