05.10.2026Çağlar Değişir Hakikat Değişmez!
İslam Düşüncesi
Makale

Sosyal Medya Algoritmaları Din Öğretirse…

Sosyal Medya Algoritmaları Din Öğretirse…

Aslında Hegel’in söylediği gibi fiziksel doğanın döngüsel hareketleri büyük ölçüde mekanik bir tekrardan ibarettir. Güneş doğar, batar; mevsimler birbirini takip eder. Belki gerçekten de “Güneşin altında yeni hiçbir şey yoktur.” Fakat insanın dünyasında yeni olan çok şey vardır. Çünkü insan, tabiatın kendisine verdiği imkânlarla yetinmez; sürekli yeni araçlar üretir. Ve bu araçlar yalnızca hayatını kolaylaştırmaz, aynı zamanda onun düşünme biçimini, algısını, ilişkilerini ve hatta inanç dünyasını da değiştirir.

Ateşin bulunmasıyla insan yalnızca ısınmadı; geceyi ışıtınca gecenin anlamı değişti. Tekerlek yalnızca dönmedi; mesafeyi küçülttü. Matbaanın icadı yalnızca kitapların çoğalmasını sağlamadı; bilginin otoritesini, birikimini ve toplumdaki dolaşımını değiştirdi. Telefon, birbirinden uzaktaki iki insanı aynı anda konuşturdu, buluşturdu. Televizyon, milyonlarca insanı aynı görüntünün karşısında topladı. İnternet ise bambaşka bir boyut: Artık bilgi herkesin ulaşabildiği bir değer haline geldiği gibi bilgiyle interaktif bir ilişki kurabiliyoruz. Fakat asıl büyük kırılma akıllı telefon ve sosyal medya ile yaşandı.

Eskiden bir insanın bilgiyi elde etmesi için kütüphaneye, camiye, medreseye, hocaya, öğretmene ulaşması gerekirdi. Bugün ise insanın cebinde, dünyanın en büyük kütüphanesi bulunuyor. Fakat garip olan şu: Kütüphanenin büyüklüğü doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmıyor. Çünkü artık mesele “bilgiye ulaşmak” değil, hangi bilginin doğru olduğunu ayırt edebilmek. Örneğin; eskiden din konusunda mahallenin imamı, köyün hocası, okuldaki öğretmen veya aile büyükleri çocuğun dinî dünyasında doğal birer referans noktasıydı. Bir çocuk “Bu günah mı?”, “Bu hadis sahih mi?”, “Allah neden böyle buyurmuş?” diye sorduğunda karşısında belli bir otorite bulurdu. Bugün ise aynı çocuk sorusunu TikTok’a, Instagram’a, YouTube’a veya başka bir sosyal medya platformuna soruyor. Ve karşısına bir hoca değil, bir algoritma çıkıyor.

Algoritmanın ise “Bu bilgi doğru mudur?” diye bir derdi yoktur. Onun önceliği başka bir şeydir: İlgi çekiyor mu? İzleniyor mu? Beğeniliyor mu? İnsanları videonun sonuna kadar tutabiliyor mu?

İşte burada din ile genç arasındaki ilişkinin niteliği değişmeye başlıyor.

Bir genç gece yatağında telefonunu eline alıyor, önce birkaç eğlence videosu izliyor, sonra karşısına “Bu duayı okursanız bütün günahlarınız affedilir.” başlıklı bir video çıkıyor. Birkaç saniye sonra “Bu günahı işleyen cennete giremez.” diyen başka bir video geliyor. Ardından “Peygamberimiz şöyle buyurdu.” diye başlayan bir hadis… Sonra bir başkası…

Genç din öğrenmektedir; fakat artık öğretmen, algoritmadır. Üstelik algoritmanın sevdiği din anlatımı çoğu zaman en derin, en sahih veya en dengeli olan değildir. Daha çok: şaşırtan, korkutan, öfkelendiren, merak uyandıran ve paylaşılabilen kısa içeriklerdir. Aslında dini bilgi, bilgi olmaktan çıkıp sosyal medyanın tükettiği bir “nesne”ye dönüşür. Bir dakikalık video, yüzyıllar boyunca oluşmuş bir fıkıh meselesinin yerine geçebilir. Üç cümlelik bir paylaşım, hadis usulünün yerine konabilir. Bir ekran görüntüsü, bir âlimin yıllarca süren ilmî emeğinden daha ikna edici hâle gelebilir. Buradaki problem yalnızca yanlış bilgi değildir. Daha derin bir problem vardır: Dinî otoritenin biçimi değişmektedir.

Geçmişte bir insanın “Ben böyle düşünüyorum.” diyebilmesi için bir bilgi birikimine sahip olması beklenirdi. Bugün ise binlerce takipçiye sahip olmak, bazı gençlerin gözünde bilgi sahibi olmanın yerine geçebiliyor. Bir hoca elli yılını hadis, tefsir veya fıkıh okuyarak geçirmiş olabilir. Fakat sosyal medyada yüz binlerce takipçisi olan genç bir fenomen, bir hadis hakkında birkaç dakikada konuştuğunda daha etkili olabiliyor. Çünkü sosyal medyanın dolayısıyla toplumun ölçüsü çoğu zaman “Kim daha bilgili?” değil, “Kim daha görünür?” sorusuna dönüşüyor. Bu noktada Müslüman toplumların önünde oldukça ciddi bir mesele duruyor.

Sorun gençlerin sosyal medyada olması değildir. Gençleri sosyal medyadan uzaklaştırmak da artık gerçekçi bir çözüm değildir. Çünkü mesele bir platformdan ibaret değildir. Sosyal medya artık gençlerin hayatının önemli bir parçası; arkadaşlıklarını, eğlencelerini, siyasal düşüncelerini, estetik anlayışlarını, alışveriş alışkanlıklarını ve dünyayı algılama biçimlerini etkileyen büyük bir sosyal ortamdır.

Öyleyse soru şudur: İslam bu dünyanın dışında mı kalacaktır, yoksa bu dünyanın diliyle konuşmayı öğrenebilecek midir?

Bugün belki de en büyük eksikliklerimizden biri burada ortaya çıkıyor. İslamî ilimlerde gerçekten derinleşmiş insanların önemli bir kısmı sosyal medyanın dilini bilmiyor. Sosyal medyanın dilini bilenlerin önemli bir kısmı ise İslamî ilimlerin derinliğine sahip değil.

Bir tarafta çok büyük bir ilmî birikim, diğer tarafta bu birikimi gençlere taşıyabilecek güçlü bir iletişim teknolojisi var. Fakat ikisi çoğu zaman aynı kişide buluşmuyor. Sonuçta genç, ya sahih bilgiden uzaklaşıyor ya da sahih bilgiye ulaşsa bile onu anlayabileceği ve ilgisini çekecek bir biçimde bulamıyor.

Burada eski ile yeni arasındaki çatışmanın yani bilinen ifadesiyle, “kuşak çatışmasının” klasik bir örneğini görüyoruz. Büyükler “Bizim zamanımızda böyle değildi.” diyor. Gençler ise “Sizin zamanınız artık yok.” diyerek cevap veriyor. İki taraf da kendi dünyasının haklılığına inanıyor. Oysa mesele belki de ne eskiyi bütünüyle reddetmek ne de yeniyi bütünüyle suçlamaktır.

Amerikalı Teolog Reinhold Niebuhr’a atfedilen meşhur dua burada anlam kazanıyor: “Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri sükûnetle kabul etmek için huzur; değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret; ikisi arasındaki farkı ayırt edebilmek için bilgelik ver.”

Bugün Müslümanların ihtiyacı belki de tam olarak bu üçüncüsüdür: ayırt edebilme bilgeliği.

Sosyal medyayı durduramayız. Gençlerin dünyasını geçmişe döndüremeyiz. Fakat onların karşısına ne koyacağımıza karar verebiliriz. Bir genç Kur’an hakkında bir soru sorduğunda karşısına yalnızca rastgele bir fenomen değil, alanında yetişmiş bir ilim insanı çıkabilir. Hadis hakkında merak ettiğinde sahih hadis ile uydurma rivayeti ayırmayı öğreten kısa ve etkili içerikler bulabilir. Fıkıh meselesini araştırdığında bağlamından koparılmış tek cümleler yerine mezheplerin farklı görüşlerini anlayabileceği görsel anlatımlarla karşılaşabilir. Bunun için yalnızca âlimlere değil, âlimlerle teknoloji insanlarını bir araya getirecek yeni nesil yapılara, bunları geliştirecek atölye çalışmalarına ihtiyacımız var. Çünkü bugünün genci camiye gelmeden önce YouTube’a geliyor. Hocaya soru sormadan önce Google’a yazıyor. Bir kitabı okumadan önce Instagram'daki özetini izliyor. Bunu bir tehdit olarak görüp ondan kaçabiliriz ya da bir gerçek olarak kabul edip onunla yüzleşebiliriz.

Belki de asıl mesele budur. Şüphesiz İslami sabiteleri/asılları değiştiremeyiz. Fakat o sabitelerin/asılların insana ulaşma yollarını yeniden düşünmek zorundayız.

Matbaa geldiğinde kitap yazmayı bırakmadık; kitabın çoğalmasını sağladık. Radyo geldiğinde sohbeti terk etmedik; sesimizi daha uzağa taşıdık. Televizyon geldiğinde vaazı yok etmedik; onu ekrana taşıdık. Şimdi sıra sosyal medyada. Çünkü gençlerin elindeki telefon yalnızca bir eğlence aracı değildir. O telefon, onların dünyaya açılan penceresi olduğu kadar anlam arayışlarının da kapısıdır. Ve o kapının önünde biz yoksak, başkaları olacaktır. Mesele gençlerin dine ilgisini kaybetmesi olmayabilir.

Belki de asıl mesele, din hakkında konuşanların gençlerin bulunduğu yere yeterince erken ulaşamamasıdır.

Ömer Faruk Altuntaş · Diğer Yazılar

Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz