İletişim Çağında Medya Bilinci

İnsan toplumsal bir varlıktır. Yakından uzaÄŸa doÄŸru kendisini kuÅŸatan çeÅŸitli toplumsal tabakalar içinde hayatını devam ettirir. Bu durum bireysel ve toplumsal iletiÅŸimi zorunlu kılar. Bir anlamda insan haber alarak ya da haberleÅŸerek yaÅŸar. Tarih boyunca en ilkelinden günümüzdeki en karmaşık ÅŸekline kadar haberleÅŸme araçlarının mevcudiyeti bunu teyit eder. Hatta haber almanın, haberleÅŸmenin bir ihtiyaç olduÄŸunu, temel bir hak olarak haberleÅŸme özgürlüÄŸünün hukuki bir zemine sahip olduÄŸunu ifade etmemiz gerekir.

Aldığımız haberlerin, bize ve topluma yansıması açısından bir kısmı hayatın akışına dair hiçbir etki bırakmaz. Bir kısmı ise hem bireysel hem de toplumsal hayatı sarsacak niteliktedir. Bu durumda alınan ya da verilen haberin mahiyeti önem arz etmektedir. Kitlelere ulaÅŸtığında toplumun nefes kanallarını geniÅŸletecek ve toplumsal ferahlamayı saÄŸlayacak haberlerin varlığından söz edebileceÄŸimiz gibi toplumun nefes alma kanallarını daraltacak ve toplumsal gerilimi artıracak haberlerin varlığı da bir vakıadır.

İletiÅŸim kanallarının akıl almaz derecede çoÄŸaldığı ve çeÅŸitlendiÄŸi bir zamanda yaşıyoruz. İster yerli ister yabancı olsun yedi-yirmi dört usulüyle çalışan haber kanalları hiçbir haberi atlamadan sunum yaparken, saÄŸanak yaÄŸmur gibi bireysel dünyamıza yaÄŸan ama hem bireysel hem de toplumsal hayatımızı etkileyen sosyal medya mecraları da adeta hükümranlığını ilan etmiÅŸ durumdadır.

Hayatta hiçbir ÅŸeye bigâne kalmaması gereken bir Müslümanın, yukarıda yapılan deÄŸerlendirmeler ışığında, “haber” gibi önemli bir mevzu hakkında takınması gereken tavrın ne olması gerektiÄŸi konusunda net ve karalı olmalıdır. Bunu da hayat kitabı Kur’an-ı Kerim’in saÄŸlam referenslarına dayandırmalıdır. Bu konuda ilk akla gelen, önemli bir haber karşısında takınmamız gereken ilkesel duruÅŸu ifade eden Hucurat suresinin 6.  ayetidir.

Yüce Allah (cc) bahsi geçen ayet-i kerimede ÅŸöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, eÄŸer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araÅŸtırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra iÅŸlediklerinize piÅŸman olursunuz.”

Rivayet edildiÄŸine göre Hz. Peygamber, Velîd b. Ukbe’yi Benî Mustalik kabilesine zekât memuru olarak göndermiÅŸti: Velid, bunlarla arasında önceden var olan bir husumetten dolayı, korkuya kapılmış, yoldan dönmüÅŸ, üstelik Hz. Peygamber’e gelerek onların irtidat edip, zekât vermediklerini duyurmuÅŸtu. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara öfkelenmiÅŸ, savaÅŸmayı bile tasarlamış, aynı zamanda Halid b. Velid’i de durumu incelemek üzere göndermiÅŸti. Halid, incelemeleri sonunda Benî Mustalik’in ezan okuyup, namaz kıldıklarını ve zekâtlarını da teslim ettiklerini Hz. Peygamber’e bildirmiÅŸti. Bu olay üzerine yukarıdaki ayet indirilmiÅŸti.

Rabbimiz bu veciz ayetle, yeni oluÅŸan İslam toplumuna, kendisine ulaÅŸan kritik öneme sahip bir haber karşısında nasıl bir bakış açısına sahip olması gerektiÄŸini öÄŸretmektedir. Evvela haber,  kritik öneme sahip olmalıdır. Zira ayette geçen ve “haber” diye tercüme edilen lafız “nebe’ ” kelimesidir. Bu kelime sıradan haberler için deÄŸil, toplumsal yapıda kırılmalara yol açacak derecede ağırlığa sahip önemli haber anlamına gelir. İkinci olarak haberi getirenin karakterine dikkat çekilmiÅŸtir. Ayette “fasık” olarak zikredilen haberci aslında bir Müslümandır. Ancak çeÅŸitli insani saiklerle, olmayan ÅŸeyleri olmuÅŸ gibi aktarmak durumunda kalmış ve istemeyerek de olsa bu davranışıyla zamanın İslam toplumunda neredeyse onulmaz yaralar açabilecek potansiyele sahip bir “haberciliÄŸe” imza atmıştır.

Ayet-i kerime burada haberciye de dikkat çekilmiÅŸtir. Çünkü haber haberciden bağımsız deÄŸildir. Üçüncü olarak, önemli sonuçlar doÄŸuracak bir haberin derinlemesine araÅŸtırılması istenmektedir. Zira böyle bir haber karşısında sergilenecek duygusal tepkiler, hakikatin üzerini perdeleyecek ve ileride tamir edilmesi güç toplumsal fay hatları oluÅŸmasına yol açacaktır.

Haberle yatıp haberle kalktığımız bir çağın tanığıyız. Haberin, hakikati ters yüz eden algı operasyonlarının mühimmatı olarak çok sık kullanıldığı bir çaÄŸda yaşıyoruz. Bu haber ağı içerisinde debelenip durmak yerine, “haber” karşısında takınmamız gereken arı-duru bir bakış açısı geliÅŸtirmemiz gerekir. Ancak bunu bizim için hayati öneme sahip Kuran’ın öngördüÄŸü temel ilkeler doÄŸrultusunda da inÅŸa etmek durumundayız.

Kur’an bizlere mevzu bahis ayette, fasık bir kimsenin getirdiÄŸi haberi tebbeyyün etme/derinlemesine araÅŸtırma vazifesi yüklerken, İslam’la kavga etmeyi bir yaÅŸam tarzı haline getirmiÅŸ bir kiÅŸinin ya da odağın getirdiÄŸi/kurguladığı çözücü, parçalayıcı ve yıkıcı haberleri karşısında nasıl bir tavır bekliyordur sorusunun cevabını vermek gerekir.

Bir fasığın getirdiÄŸi haberin,  araÅŸtırılmadan iÅŸleme konulduÄŸunda, nasıl toparlaması güç yıkıcı sonuçlar doÄŸurabileceÄŸini asr-ı saadetten rivayet edilen bir örnek olayla ve bu örnek olay üzerine nazil olmuÅŸ bir ayetle vurgulamaya çalıştık. Bu tehlikeli durum, her asırda olduÄŸu gibi zamanımızın Müslümanları için de geçerliliÄŸini korumaktadır.

Fasık da olsa bir Müslümanın korku, kumpas, ÅŸantaj ve tehdit gibi çeÅŸitli sebeplerle söylenmek zorunda kaldığı hilaf-ı hakikat sözlerin, önce haberleÅŸtirilip sonra da baÅŸta Müslümanlar olmak üzere diÄŸer insanlar tarafından inanılmasının İslam toplumlarına hangi felaketleri getireceÄŸi kestirilemez.

Fasık için bu böyleyse azılı İslam düÅŸmanı kafir ve münafıkların getirdikleri ve yaymak istedikleri haberler için daha duyarlı olmamız gerekir. İslam’ı bir bütün olarak ayakta tutan omurgasından arındırıp, toplum ve bireyin maslahatlarına cevap veremeyecek ÅŸekilde pelteleÅŸmiÅŸ bir yapıya dönüÅŸtürmek isteyen azılı İslam düÅŸmanlarının getirdiÄŸi haberlerin başımıza neler açabileceÄŸini daha iyi düÅŸünmemiz gerekir.  Zira günümüzde haber, birileri tarafından İslam’ın deÄŸersizleÅŸtirilmesi, Müslümanların “ÅŸeytanlaÅŸtırılması” ve Müslümanlar arası yıkıcı ihtilafın körüklenmesi için kullanılan “deÄŸer imha silahına” dönüÅŸmüÅŸtür. Bunun karşısında bir medya bilinci oluÅŸturmamız zorunluluktur.

Kanaatimce,  günümüzde kritik bir haber karşısında adalet ilkesinden beslenen iki yönlü bir bakış açısı geliÅŸtirmek gerekir. Birincisi,  Müslüman fert veya toplumlardan gelen önemli bir haberin öncelikle doÄŸru olabileceÄŸi üzerinde durmak ama yine de iyice araÅŸtırılıp deÄŸerlendirmeye tabi tutmak gerekir. Küfür veya nifak içerisinde olan fert veya toplumlardan gelen hassas haberlerinse öncelikle yalan olabileceÄŸi üzerinde durmak ama yine de araÅŸtırılıp eÄŸer doÄŸru ise ona göre deÄŸerlendirme yapmak gerekir. Algıların olguları bastırdığı günümüz dünyasında  böyle bir bilince sahip olmamız elzemdir. Zira artık olayı, olduÄŸunun dışında farklı göstermenin ötesinde, olmayanı olmuÅŸ gibi göstermek ve kocaman bir organize haber ağıyla haberleÅŸtirip kitlelere “içirmek” ,  vakay-i adiyeden olmuÅŸtur.

Yorum Yapın