İsrail’in Batı Şeria’daki Yeni İşgal Hamlesi, Kağıt Üstündeki Ateşkes ve Büyüyen İnsani Kriz Başlıklı yazımızı dinliyorsunuz. İşte yazımız;
İsrail’in Batı Şeria’daki Yeni İşgal Hamlesi, Kağıt Üstündeki Ateşkes ve Büyüyen İnsani Kriz
İslam coğrafyasının kalbinde kanayan yara olmaya devam eden Filistin toprakları, uluslararası toplumun gözü önünde yeni bir gasp ve tahrifat dalgasıyla karşı karşıya. Kamuoyuna "ateşkes" olarak sunulan sürecin sahada hiçbir fiili karşılığının bulunmadığı, İsrail’in hem Gazze’deki saldırılarını sürdürmesi hem de Batı Şeria’da yürürlüğe koyduğu yeni işgal kararlarıyla bir kez daha tescillendi.
Kağıt üzerinde yürürlükte olduğu iddia edilen ateşkes süreci, Filistin halkı için silahların sustuğu bir barış ortamı oluşturmaktan ziyade, saldırıların biçim değiştirdiği kara bir örtüye dönüştü. Gazze Şeridi’nin muhtelif bölgelerine yönelik hava ve topçu saldırıları devam ederken, ateşkes ilanından bu yana yaşanan ihlaller neticesinde yüzlerce masum insan yaşamını yitirmeye devam ediyor.
Gazze’deki insani dramı derinleştiren saldırılar sürerken, işgal yönetiminin başka bir hamlesi Batı Şeria üzerinde yoğunlaşıyor.
Filistin Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü (ARIJ), İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki Beytüllahim kentinde yaklaşık 6 bin dönümlük alanı kapsayan yeni bir işgal planını onayladığını bildirdi. Mülkiyet hakkının ve beldelerin imarının açıkça ihlali anlamına gelen bu karar, Batı Şeria’daki Filistin coğrafi bütünlüğünü tamamen parçalamayı hedefliyor. Belde sakinlerinin direnişine rağmen yürütülen bu sistematik gasp, bölgedeki Müslüman varlığını idari ve fiili olarak haritadan silme amacını taşıyan yeni bir işgal merhalesi olarak değerlendiriliyor.
Filistin Kurtuluş Örgütü'ne bağlı Ayrım (Utanç) Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi’nin daha önce açıklanan raporunda, İsrail'in, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başlangıcından bu yana geçen sürede Batı Şeria'da Filistinlilere ait yaklaşık 60 bin dönüm araziye el koyduğu belirtilmişti.
İşgalci politikaların ve aralıksız saldırıların doğal sonucu olarak bölgedeki insani şartlar her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Yıkım ve zorunlu göç dalgaları nedeniyle yüz binlerce aile, temel insani yaşam standartlarından yoksun bir şekilde derme çatma çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor.
Barınma krizine ek olarak, altyapının çökertilmesi sebebiyle baş gösteren temiz su sıkıntısı ve yetersiz hijyen koşulları, salgın hastalıkları tetikliyor. Tıbbi malzeme eksikliği ve sağlık altyapısının hizmet veremez hale getirilmesi, basitçe tedavi edilebilecek rahatsızlıkları dahi ölümcül birer tehdide dönüştürüyor.
İslam alemi, kağıt üstündeki yanıltıcı ateşkes söylemlerine kanmadan, Batı Şeria’da yürürlüğe konan bu tehlikeli arazi gaspı hamlesine ve Gazze’deki insani drama karşı ortak bir idrak ve kararlılık sergilemek zorundadır. Mescid-i Aksa’nın ve kutsal beldelerin muhafazası, sadece askeri çatışmaların durdurulmasıyla değil, toprağın fiilen gasp edilmesine karşı durmak ve mağdur edilen halkın barınma ile sağlık gibi en temel insani haklarını güvence altına almakla mümkündür.
İsrail’in Batı Şeria’daki Yeni İşgal Hamlesi, Kağıt Üstündeki Ateşkes ve Büyüyen İnsani Kriz
İslam coğrafyasının kalbinde kanayan yara olmaya devam eden Filistin toprakları, uluslararası toplumun gözü önünde yeni bir gasp ve tahrifat dalgasıyla karşı karşıya. Kamuoyuna "ateşkes" olarak sunulan sürecin sahada hiçbir fiili karşılığının bulunmadığı, İsrail’in hem Gazze’deki saldırılarını sürdürmesi hem de Batı Şeria’da yürürlüğe koyduğu yeni işgal kararlarıyla bir kez daha tescillendi.
Kağıt üzerinde yürürlükte olduğu iddia edilen ateşkes süreci, Filistin halkı için silahların sustuğu bir barış ortamı oluşturmaktan ziyade, saldırıların biçim değiştirdiği kara bir örtüye dönüştü. Gazze Şeridi’nin muhtelif bölgelerine yönelik hava ve topçu saldırıları devam ederken, ateşkes ilanından bu yana yaşanan ihlaller neticesinde yüzlerce masum insan yaşamını yitirmeye devam ediyor.
Gazze’deki insani dramı derinleştiren saldırılar sürerken, işgal yönetiminin başka bir hamlesi Batı Şeria üzerinde yoğunlaşıyor.
Filistin Uygulamalı Araştırmalar Enstitüsü (ARIJ), İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki Beytüllahim kentinde yaklaşık 6 bin dönümlük alanı kapsayan yeni bir işgal planını onayladığını bildirdi. Mülkiyet hakkının ve beldelerin imarının açıkça ihlali anlamına gelen bu karar, Batı Şeria’daki Filistin coğrafi bütünlüğünü tamamen parçalamayı hedefliyor. Belde sakinlerinin direnişine rağmen yürütülen bu sistematik gasp, bölgedeki Müslüman varlığını idari ve fiili olarak haritadan silme amacını taşıyan yeni bir işgal merhalesi olarak değerlendiriliyor.
Filistin Kurtuluş Örgütü'ne bağlı Ayrım (Utanç) Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi’nin daha önce açıklanan raporunda, İsrail'in, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başlangıcından bu yana geçen sürede Batı Şeria'da Filistinlilere ait yaklaşık 60 bin dönüm araziye el koyduğu belirtilmişti.
İşgalci politikaların ve aralıksız saldırıların doğal sonucu olarak bölgedeki insani şartlar her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Yıkım ve zorunlu göç dalgaları nedeniyle yüz binlerce aile, temel insani yaşam standartlarından yoksun bir şekilde derme çatma çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor.
Barınma krizine ek olarak, altyapının çökertilmesi sebebiyle baş gösteren temiz su sıkıntısı ve yetersiz hijyen koşulları, salgın hastalıkları tetikliyor. Tıbbi malzeme eksikliği ve sağlık altyapısının hizmet veremez hale getirilmesi, basitçe tedavi edilebilecek rahatsızlıkları dahi ölümcül birer tehdide dönüştürüyor.
İslam alemi, kağıt üstündeki yanıltıcı ateşkes söylemlerine kanmadan, Batı Şeria’da yürürlüğe konan bu tehlikeli arazi gaspı hamlesine ve Gazze’deki insani drama karşı ortak bir idrak ve kararlılık sergilemek zorundadır. Mescid-i Aksa’nın ve kutsal beldelerin muhafazası, sadece askeri çatışmaların durdurulmasıyla değil, toprağın fiilen gasp edilmesine karşı durmak ve mağdur edilen halkın barınma ile sağlık gibi en temel insani haklarını güvence altına almakla mümkündür.