İslam’ın İnsani ve İmani Duruşunun Önemi
İslam; insani, imani ve ahlaki duruşun ne kadar etkin ve hayati olduğunu dünyaya bir kez daha kanıtlamıştır. Özellikle Epstein vakası, insanlık tarihinin en karanlık ruh halini bütün dünyanın gözleri önüne sermiştir. Fıtrat üzere yaratılmış olan insanın, İslam’ın sunduğu manevi şemsiyenin dışına çıktığında ruhunun ne denli kirli bir hale bürünebileceğinin en somut ve acı kanıtı, bu dosyada gizlidir. Aslında bu olay; karanlık ruhlu egemen güçlerin, yeryüzünde gerçekleştirdiği tahribatın bir belgesidir. Seküler zihniyetin manevi çöküşü, aynı zamanda bu vahşi dünyanın kendi içindeki yansıması ve yıkılışıdır. Kendilerini dünyanın efendisi sanan, parasal ve siyasal gücü ellerinde tutan odakların nasıl şeytani bir yapıya büründükleri bu davayla gün yüzüne çıkmıştır.
İslam'da insani ve imani duruşun yegâne rehberi Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü orada insanın ömrü boyunca izleyeceği her yol, yöntem ve teknik, hayatın her anı ve dönemi ilmek ilmek dokunarak gösterilmiştir. Kur'an'da yer almayan hususlar ise hadis ve sünnetlerle tamamlanmaktadır; zaten İslam dinini hakikat ışığında hak kılan da budur.
Gerçek bir mümin, İslam’ın vakarını üzerinde taşıyan kişidir. İslami bir duruşa sahip olmak için öncelikle insani ve imani bir olgunluğa erişmek gerekir. İmanı kuvvetlendirmenin yöntemleri ise yine vahiyle açıkça belirtilmiştir. Netice itibarıyla, bu manevi rehberliğe tutunan, insani ve imani duruşa sahip bir kişi; sapkınlıktan, anarşiden ve kötülükten uzak bir şahsiyete bürünmüş olur.
"Çocuklar Öldürülmez, Sevilir" Demek Kime Yetiyor?
Küçücük sabilerin sadece bedenlerini değil, ruhlarını da kirleten ve onlara yeryüzünde adeta cehennemi yaşatan bir zihniyet dünyayı yönetmeye kalkışıyor. Bizler ise hâlâ Gazze’de katledilen çocukları savunmak için pankartlar taşıyıp "Çocuklar öldürülmez, sevilir!" diyerek sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Peki, biz kime neyi anlatıyoruz? Ayinlerinde çocukların kanını içen, onları iğrenç emellerine meze yapan, ruhlarını kirleten o "efendi" görünümlü canilere "Çocukları sevin" demek beyhude bir çabadır. Bu canilere karşı söylenecek söz tükenmiştir; zira yaptıkları bu zulümler, ölümlerden bile daha ağırdır.
İslam'ın Çocuk Tasavvuru ve Batı'nın Hazcı Yaklaşımı
İslam; çocuğa Yüce Allah tarafından verilen bir emanet, korunması ve yönlendirilmesi gereken bir masumiyet timsali olarak bakar. Çocuklar, mümin için hem bir rahmet hem de bir imtihan vesilesidir. Nitekim Allah Teâlâ, Teğabün Suresi 15. ayet-i kerimesi’nde; "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah katındadır" buyurarak evlat yetiştirmenin manevi sorumluluğunu açıkça vurgulamıştır.
İslam, çocuk eğitimini Batı’nın aksine iman, ahlak ve amel ekseninde şekillendirerek erdemli ve salih bir kul yetiştirmeyi hedefler. Batı toplumu ise çocuğu aşırı bireyselleşme ve "haz" odaklı bir anlayışla yetiştirme yoluna gitmektedir. Sınır tanımayan bu haz arayışının sonu ise kaçınılmaz bir sapkınlıktır. Epstein dosyalarında gördüğümüz üzere, bu durum artık her türlü insani dürtünün ötesine geçerek çocuk istismarına ve kan donduran ritüellere kadar varmıştır.
İslam, anne ve babayı çocuğun hem dünya hem de ahiret saadetinden sorumlu tutar. Müslüman bir ebeveyn, evladına bir "sadaka-i cariye" gözüyle bakar. Evladını Kur’an ve Sünnet ışığında yetiştiren anne-baba, öldükten sonra da çocuklarının yaptığı her hayırlı işten nasiplenir ve rahmetle anılır. Özünde İslam, çocuk sevmeyi ve yetiştirmeyi Allah’ın bir emri ve kutsal bir sahipleniş olarak görür.
Gazze’deki İsrail Katliamının Perde Arkası
Epstein dosyası, dünyadaki tüm vicdan sahipleri için bir başka acı gerçeği daha gün yüzüne çıkarmıştır: Katil İsrail’in Gazze’de akıttığı kana, "efendi" görünümlü şeytanların neden seyirci kaldığı artık daha net anlaşılmaktadır. Bu karanlık düzenin mimarı olan Jeffrey Epstein, Siyonist zihniyete hizmet eden bir figürdür. Dünyayı yönettiklerini sanan pek çok gücün, kirli kayıtlarını ve dosyalarını bu Siyonist çarka kaptırmış olmaları, bugün Gazze’deki soykırıma karşı neden dillerini yuttuklarını açıklamaktadır.
Bütün dünya artık şu gerçeği görmüştür: Şantaj ve kirli ilişkiler üzerine kurulu bu sistemde, eli kolu bağlı devlet yöneticileri, devlet adamları, sanatçılar, krallar, kraliçeler, iş adamları sadece kendi ikballerini değil, ruhlarını da teslim etmişlerdir. Siyonizm’in bu iğrenç kuşatması, küresel sessizliğin en somut ve en karanlık nedenidir.
İşin en acı tarafı ise şudur: Eğer bu skandallar bir İslam coğrafyasında yaşansaydı, dünya kamuoyu İslam dünyasını çoktan kan gölüne çevirmişti. Ancak bu süreçte dünya, Batı zihniyetinin ve onun destekçisi odakların ne kadar iğrenç bir düşünce sarmalına girdiğine bir kez daha tanık olmuştur. Artık bu odaklara karşı ne bir güven ne bir saygı ne de bir muhabbet beslenmelidir. Bu karanlık zihniyetten fersah fersah uzak durmak, her vicdan sahibi insan için imani ve insani bir zorunluluktur.
Hak Din ve Mutlak Adalet
Kendilerini yeryüzünün tek efendisi sanan, ekonomik ve siyasal gücü ellerinde tutan odakların içinde bulunduğu bu "şeytani" yapı, aynı zamanda sekülerizmin yaşadığı derin çöküşü gün yüzüne çıkarmıştır. Maddi gücün sunduğu sınırsız imkânlara rağmen, insanın asıl gıdasının maneviyat olduğu gerçeği bu krizle bir kez daha tescillenmiştir. Hakikat yolundan ayrılan ve bu manevi kaynaktan mahrum kalan yapılar, sadece kendi sonlarını hazırlamakla kalmayıp yeryüzünde de büyük yıkım ve tahribatlara yol açmaktadır.
Bu noktada görülmektedir ki; seküler dünya için maneviyat bir lüks değil, insan onurunu ve haysiyetini korumak için kaçınılmaz bir zarurettir. İnsanlığın bu karanlık dehlizden çıkış yolu ise İslam’ın sunduğu ahlaki ve insani nizamdır.
Netice itibariyle, Hak dinin İslam olduğu ve insanın ancak "güzel ahlak" üzerine bir hayat inşa ederek huzur bulabileceği gerçeği, tüm dünyanın gözleri önüne serilmiştir. Modern dünya; anarşinin, sömürünün ve ahlaki çöküşün asıl kaynağının neresi olduğunu artık çıplak bir gözle görmektedir. Sahte medeniyet tasavvurlarına karşı duyulan güven ve saygı, yerini büyük bir uyanışa bırakmıştır.
İnsanlığın ihtiyaç duyduğu bu uyanışın ve kurtuluşun reçetesi, ilahi kelamda en veciz haliyle zikredilmiştir. Nahl Suresi 90. ayet, toplumsal ve bireysel huzurun anahtarını bizlere şöyle sunmaktadır:
"Şüphesiz Allah; adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."