Kalbin kararını akıl tartar
Bu şuna benzer: akıl esnaftır
Şuna da: akıl yaralanır
Kalp yaralanmaz çünkü yaradır
Ahmet Murat
Bilmek istediğimizde akıl devreye girer. Sürdürülen zihinsel faaliyet kişiyi felsefî bilgiye ulaştırır. İnsanın duygu dünyası ise sanatın hammaddesidir. Karşıt unsurlar arasındaki gerilim olarak insan, yokluğunu hissettiği şeyin acısını çeker. Acı; utançtan, yetersizlikten, eksiklikten, birini kaybetmekten, yarışta geri kalmaktan, aşk derdinden, bir gün ölecek olmaktan, tatminsizlikten, fiziksel hastalıklardan, varoluş sorgulamalarından ya da sosyal-siyasi endişelerden kaynaklanabilir. Elimize diken battığında hissettiğimiz acı ile hakarete maruz kaldığımızda hissettiğimiz acı nitelik olarak aynı değildir. Kaynağı ve niteliği ne olursa olsun akıl, mutlaka acının türevlerine makul gerekçeler üretir. Böylece insanın kaybolan dengesini bilgiye dayalı bir söylemle korumaya çalışır. Ancak bir şeyin bilgisine sahip olmak insanoğlu için sakinleşmenin gerekçesini oluşturmaz. Örneğin, insanın ölüme dair bütün biyolojik sebepleri bilmesi kaybettiği yakını hakkında yaşadığı acıdan onu uzaklaştırmaz.
İnsan, sevinçleri yüreğine yerleştirmek isterken acıyı dışarı atmanın yolunu arar. Yaşanan haz ve acının, sevinç ve hüznün başka bilinçler ya da yüreklere ulaşması onun için büyük öneme sahiptir. Kimi zaman ağlayarak kimi zaman bir ezgi mırıldanarak bazen bir beddua ya da haykırışla duygular dışa vurulur. Harcanan çabanın arka planında damla damla biriken, tazyik gücü sürekli artan duygu durumuyla baş etme düşüncesi yatmaktadır. Acıyı bilinir, algılanır, hissedilir ve görünür kılmanın bir yolu olarak edebiyat, öznenin kavranması zor olan deneyimini dil düzeyine taşıyarak iradeye tabi kılar. Acıyı; dışa vurum biçiminden, göstergelerinden anlamaya çalışırız. Ancak dil yoluyla temsil edilen acılar, çekilen acıyla örtüşmeyebilir. Deneyimin kendisi kalarak aktarılması oldukça zor belki de imkansızdır. Buna rağmen edebiyat, insani olanı hissedilebilir anlam alanına taşımanın en güçlü yoludur.
Osman Cihangir’in “Hiçbir Zaman Yeterince Deliremeyeceğiz” kitabına aldığı “Hasar Sözlüğü” adlı öyküsü, acının kültürel ve sosyo-ekonomik tabakalarını temsil eden bir metin olarak okunabilir. Öykü, aynı zamanda erkek duygusallığının anksiyete, bunalım ve boşluk oluşturan yapısını deşifre eden bir çerçeveye sahip. İnsanın mevcut koşullarının eleştirel bir okumayla ele alınmasını da sağlamış.
Hasar Sözlüğü’nde anlatıcının adı belli değildir. Öykünün başında eşi Betül ile baş başa olduğunu ve konuştuklarını anlarız. Daha doğrusu konuşan sadece Betül’dür. “Betül dırdır ediyordu karşımda. Onu dinleyip dinlemediğimi umursamadan, her zamanki gibi… Her zamanki Betül…” Bu kısa girişle başlayan öykü, eşiyle konuşmayan anlatıcının zihninden geçen sözcükler hakkında oluşturduğu bir sözlükle devam eder. Bu sözlüğün ilk maddesi “dırdır” ifadesidir ve öykünün girişinden alınmıştır. Her madde, kendinden önceki açıklamalarda yer alan bir kavramla ilgilidir. Birbirini kesintisiz takip eden yirmi sekiz madde, bazen kısa bazen uzun açıklamalarla öykünün omurgasını oluşturur. Sözlük, anlatıcının içinde bulunduğu duygu durumunu açığa çıkarır. Onun iç dünyasında derin yaralar açan bir dizi olayı okura gösteren içerikten oluşur.
Anlatıcının anne ve babası, karısı, kız kardeşi, ağabeyi ayrı ayrı maddelerde tanıtılmıştır. Her birinin dramı, diğerini unutturacak türdendir. Anlatıcıyı derinden etkileyen olaylar silsilesi müstakil birer öykünün konusu olacak kadar fazladır. Ölüm, yoksulluk, akran zorbalığı, çocuk sahibi olamama, evlilikte aradığı mutluluğu bulamama, yalnızlık, aile bağlarının zayıflığı gibi durumlara kaynaklık eden olaylar anlatılır. Öykünün dili, şekli bu yoğun muhtevayı düzene koymuş, okurun duygusal durumunu uyaracak bir form kazanmıştır. Müstakil maddelerden oluşan bir sözlük gibi tasarlansa da anlatıcının içinde bulunduğu bunalımı okura hissettiren bir bütünlük oluşturur. Onca olay, sözlüğün maddeleri aracılığıyla okura “yok artık!” dedirtmeyen bir kurguyla yeni ve güçlü bir anlatıya dönüşür.
Postmodern anlatının biçimsel arayışlarına özgün bir örnek olarak okunabilecek “Hasar Sözlüğü”, etkileyici yönünü yalnızca biçiminden almaz. Öykünün acıyı hissedilir kılmadaki gücünü yazarın tercih ettiği güvenilmez anlatıcıya borçlu olduğu da söylenebilir.
Aytaç Ören “Kurmacada Güvenilmez Anlatıcı” kitabında, teorik ve edebî bağlamda eserler üzerinden kavramı anlaşılır hale getirir. Ona göre anlattıklarını dar ve yanlış yorumlayan, hikâyeyi kişisel ön yargılarıyla ileten, kendini korumak ya da belli bir hedefe ulaşmak için okuru yanıltan, gerçekliği algılamada zorluklar yaşayan, esrarengiz bir kimliğe bürünmek için okuru manipüle eden anlatıcı, güvenilmez anlatıcıdır.
Yazarın sesini güvenilmez bir anlatıcıya teslim etmesi özellikle postmodern anlatıda bilinçli bir tercihtir. Aytaç Ören’e göre, “Bu yaklaşım kurmacada gerilim, merak, sürpriz veya tematik derinlik yaratmak için kullanılan bir tekniktir. Yazar, güvenilmezliği retorik bir araç şeklinde kullanabilir veya okurun kafasını karıştırmak ya da tekinsiz ortam yaratmak için de güvenilmez anlatıcıya başvurabilir. Böylece bakış açısının kendisi de hikâyenin gerçekliğinde örtük/taraflı bir durum oluşturur ve anlatıya hikâyenin olası farklı katmanlarını açarak okuru da işlevsel kılar.”
Osman Cihangir’in “Hasar Sözlüğü”nde sesini güvenilmez bir anlatıcıya teslim etmesinin sebebini anlamak için kurmaca ve gerçeklik karşısında okurun tavrını anlamak gerekir. İnsan, etrafında yaşanan her olayın öznesi değildir. Yaşadıklarından çok kendine anlatılanlara muhatap olur. Tarafına ulaşan haberlerin doğruluğunu sorgular. Zaman, mekân bağıntılarını birbiriyle özdeşleştirir, olay silsilesinin mantıksal akışını denetler. Kişilerin anlatılan olayla ilgileri de kritiğe tabi tutulur. Akıl, hep bir nedensellik arayışıyla kendisine anlatılanları süzgeçten geçirir. Bu süreç her zaman bilinçli ilerlemez. Kişi farkında olmasa da anlatılanları dinlerken sorgulayıcı aklı hep devrededir. Bazen sorgulamanın dozu yükselir. Özellikle kanalın güvenilirliği azaldıkça daha titiz bir anlama gayreti sürdürülür. Anlatan kişiden kaynaklanan şüpheler inandırıcılığa gölge düşürebilir. Kişi, gerçeğin çarpıtılarak ya da eksiltilerek anlatıldığını fark ettiğinde güveni sarsılır. Bu durumda anlatılanlara inanmasının yolu daha güçlü sorgulamalardan geçer.
Bir öyküyü okurken de süreç aynı şekilde ilerler. Gerçeklik, zihinde organize edilip yazıya oradan okurun zihninde canlandırmaya doğru ilerledikçe dönüşür. Edebi metinde gerçekle kurgu birbirine bulaşmış, yeni ve birbirinden koparılamayacak bir bütün oluşturmuştur. Bütün bunların bilincinde olan okur; kahramanlar, zaman, mekân ve olay örgüsü hakkındaki merakını bir teyakkuz halinde gidermeye çalışır. Anlatıcının kurmaca bir dünyadan seslendiğini bilse de ondaki tutarsızlıklar zihninde sürdürülecek sorgulamalara güç katar. Nihayetinde kurgunun taşıyıcısı olan anlatıcı, okurun metin karşısındaki tutumunun da belirleyicisi olur.
Hasar Sözlüğü’nün anlatıcısı da güvenilmez bir anlatıcıdır. Henüz öykünün başında eşinin konuşmalarını “dırdır” diye nitelendirmiş, ona karşı umarsız bir tavır ortaya koymuştur. Başka birinin olmadığı ortamda kendisini dinlediğini düşünen eşine hissettirmeden düşüncelere dalar. Başlangıçtaki konuyu manipüle edip aklından geçen dağınık düşünceleri okura aktarır. Bu düşünceler bir sözlüğün maddeleri şeklinde alt alta sıralanır. Ancak genelgeçer sözlük algısının dışına çıkarak varlıkları, kişileri kendi bakış açısından tanımlar. Öznel değerlendirme ve ifadeler kullanıp okura kendi bakış açısını dikte eder. Sözlük maddelerinden bir kısmının istihza ile hazırlanması da bir güven kaybına yol açar. Annesinin ölümü, babasının hastalığı, kız kardeşinin genç yaştaki ölümü gibi derin acıları dile getiren maddelerin arasında okuru gülümseten içeriklerin yer alması anlatıcıdaki bozuk ruh halini yansıtır. Okurun hemen farkına varabileceği kadar dengesini yitirmiştir. Bunu fark eden okur metni daha aktif bir zihinle anlamlandırmaya çalışır.
Hasar Sözlüğü’nde anlatıcının güvenilmezliği okuru sorgulamaya ve olayları yorumlamaya zorlar. Bu anlamlandırma gayreti, onun anlatıya katkıda bulunmasına kapı aralar. Söz konusu katkı, okurun kendi acılarına ulaşmasıyla gerçekleşir. Metinde anlatılanları zihninde canlandıran okur, anlatıcının deneyimlediği dünyanın dışına çıkar. Anlatıcının acıları yerine kendi dünyasına ait acıları yürürlüğe koyar.
Anlatıcı, öykünün sonunda tek cümleyle sohbete katkı sağlayacaktır. Komşunun arabası hakkında konuşmaya başlayan Betül, kendi alacakları arabanın hayalini kurmaktadır. Bu hayal, arabaya yapılacak kaskoya kadar ulaşmıştır. Kaza yapılmadığı taktirde sonraki yıllarda hasarsızlık indirimi de olacağını söyleyen eşine şu cümleyle karşılık verir: “Hiç hasar almamak mümkün mü Betül?”
Öykünün bu en son cümlesi şüphesiz Betül’ün anlattıklarıyla ilgilidir. Oysaki asıl bağdaştırıldığı yer anlatıcının maddeler halinde sıraladığı acılarıdır. Bu soru cümlesinin muhatabı Betül değil anlatıcının zihinsel deneyiminden haberdar olan okurdur. Böylece aklın ötesine geçip kalbinde kabuk bağlayan yaralarla, hayatın kendinde açtığı hasarla baş başa kalmıştır. Öykü bu cümleyle sona ermiştir. Lakin henüz nihayete ermemiştir. Okur, kendi hikâyesiyle anlatıyı devam ettirir. Yaşarken deneyimlediği acıların açtığı hasarı düşünür. Bir hasarsızlık indirimi alıp alamayacağını hesaplar.
*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.