Yeni Soğuk Savaş: İran’da Başlayan, Çin’i Hedef Alan Küresel Hamle

21. yüzyılın küresel siyaseti, artık sadece ideolojik kutuplaşmalar üzerinden değil, ticaret yollarının mutlak kontrolü ve enerji arz güvenliği üzerinden şekilleniyor. 28 Şubat sabahı başlayan ve 1 Mart itibarıyla İran molla rejiminin komuta-kontrol omurgasını çökertme operasyonuna dönüşen ABD/İsrail-İran savaşı, buzdağının görünen kısmıdır. Bu çatışmanın derinliklerinde iki ana sütun yükselmektedir: Binyamin Netanyahu’nun içerideki bekasını mühürleyecek olan “Seçim Kumarı” ve Washington’un Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi”ni (BRI) lojistik bir felçle baltalama stratejisi.

1. “Ahtapot Doktrini” ve Tavuk Oyunu: Savaşın Başlangıcı

Yıllardır İran’ın vekil ağları (Hizbullah, Husiler, Şii milisler) üzerinden yürüttüğü “yıpratma savaşı”, küresel aktörler için yönetilebilir bir gerilim sahasıydı. Ancak vekillerin Kızıldeniz gibi kritik lojistik boğazları tehdit etmesi, statükoyu bozdu. İsrail, “Ahtapot Doktrini” ile kollarla uğraşmayı bırakıp doğrudan kafaya, yani Tahran’a yöneldiğinde, İran’ın meşhur “stratejik sabır” doktrini yapısal bir çöküş yaşadı.

Taraflar, Oyun Teorisi’ndeki “Chicken Game” (Tavuk Oyunu) dinamiğine hapsoldu. İki sürücünün birbirine doğru hızla ilerlediği bu senaryoda, direksiyonu ilk kıran “korkak” damgası yiyecek ve meşruiyetini kaybedecekti. Ne Hamaney ne de Netanyahu direksiyonu kırmayı göze alabildi. 28 Şubat sabahı gerçekleşen çarpışma, Pentagon’un “Destansı Öfke” (Epic Fury) ve İsrail’in “Kükreyen Aslan” (Roaring Lion) operasyonlarıyla somutlaştı. Bu, sadece askerî bir müdahale değil, İran’ın 1979’dan beri ördüğü ideolojik ve komuta-kontrol omurgasını tasfiye etmeyi amaçlayan nihai bir safhadır.

2. Netanyahu’nun “Seçim Kumarı” ve İç Siyasî Tahkimat

Savaşın ilk görünmeyen boyutu, İsrail iç siyasetinin sert gerçekliğinde yatmaktadır. 7 Ekim 2023 Gazze travmasının ardından meşruiyetini büyük oranda yitiren Binyamin Netanyahu için bu savaş, siyasî bir "can simidi" niteliğindedir.

  • 2026 Sonbahar Seçimleri: Netanyahu, 2026 sonbaharında yapılması planlanan seçimlere "İran rejimini yıkan efsanevi lider" sıfatıyla girmeyi hedefliyor. Bu operasyon, hakkındaki yolsuzluk dosyalarını unutturmanın ve toplumsal muhalefeti "varoluşsal tehdit" potasında eritmenin en kestirme yoludur.

  • Olağanüstü Hal Gücü: Savaş gerekçesiyle ilan edilen OHAL, Netanyahu’ya yargı reformuyla elde edemediği mutlak gücü altın tepside sunmuştur. "Milli güvenlik" zırhı altında muhalefet pasifize, İsrail demokrasisi bir "güvenlik kabinesi" yönetimine evrilmiştir. Netanyahu için zafer, sadece Tahran’ın düşmesi değil, kendi başbakanlık koltuğunun kalıcı hale gelmesidir.

3. Çin’in “Yüzyılın Projesi”ne Lojistik Darbe

Savaşın küresel ölçekteki en stratejik boyutu ise Çin’in küresel ticaret imparatorluğu kurma hayallerinin, yani Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI) baltalanmasıdır. Washington, İran’ı hedef alarak aslında Pekin’in Avrupa’ya uzanan can damarlarını kesmektedir.

Kuzey ve Güney Koridorlarının Çöküşü: Çin’in Batı’ya ulaşmak için kurguladığı üç ana koridordan ikisi bugün “jeopolitik tıkanıklık” içindedir. Ukrayna Savaşı sonrası Kuzey Koridoru (Rusya hattı) yaptırımlar nedeniyle devre dışı kalmıştı. Rusya’nın baypas edilmesiyle stratejik önemi artan Güney Koridoru (İran hattı), bugün patlak veren savaşla birlikte bir “istikrarsızlık bataklığına” dönüştü. Lojistik firmaları ve sigorta devleri için İran artık geçilebilir bir güzergâh değil, yüksek riskli bir savaş sahasıdır.

Ekonomik Kuşatma ve Deniz Mahkûmiyeti: İran’daki çatışma ortamı, Çin’in milyarlarca dolarlık demiryolu ve altyapı yatırımını fiziksel olarak dondurmuştur. Bu durum Pekin’i iki büyük krizle baş başa bırakır:

  1. Enerji Kıskacı: Çin’in sanayi üretimi için ihtiyaç duyduğu Körfez petrolü ve gazı, savaş nedeniyle fırlayan maliyetlerle sürdürülemez hâle gelecektir.

  2. Deniz Mahkûmiyeti: Karasal hatları (Rusya ve İran) çöken Çin, yeniden ABD Donanması’nın mutlak hâkimiyetindeki Malakka Boğazı ve Hint Okyanusu rotalarına mahkûm edileceğini işaret etmektedir. Bu, Pekin’in "stratejik özerklik" iddiasının sonu demektir. 

Sonuç: Orta Koridor’un Yükselişi ve Yeni Harita

28 Şubat’ta başlayan süreç, sadece İran rejiminin geleceğini değil, Avrasya’nın lojistik haritasını da yeniden çiziyor. Rusya ve İran koridorlarının yanması, geriye tek bir güvenli hat bırakmaktadır: Hazar Geçişli Orta Koridor. Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya üzerinden geçen bu hat, Çin için artık bir seçenek değil, hayatta kalma zorunluluğudur. İran üzerinden yürütülen bu savaş, aslında Pasifik’teki büyük hesaplaşmanın Orta Doğu sahnesindeki öncü sarsıntısıdır.

Ancak ABD-İran savaşı, sadece bölgesel bir çatışma değil, Çin’in “Yüzyılın Projesi” üzerine düşen karanlık bir gölgedir. Washington, Tahran’daki rejimi hedef alırken aslında Pekin’in lojistik hegemonya kurma kabiliyetini felç etmektedir. Orta Doğu’daki bu “kontrollü kaos”, ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisinin lojistik cephesindeki en büyük hamlesidir. Savaş bittiğinde geriye kalan, sadece yıkılmış bir rejim değil, aynı zamanda küresel ticaret rotalarının Washington tarafından yeniden formatlandığı bir dünya düzeni olacaktır.

*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.

 

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir