Çin Doğu Türkistan'da Camileri Bara Çevirdi!
On bir ayın sultanı olarak isimlendirilen Ramazan ayı, başta İslam ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerinde coşkuyla ve sevinçle karşılandı. İslam dinine mensup olan Müslümanlar bu ayın gelmesini hasretle bekler. Çünkü Ramazan Kur’an-ı Kerim ayıdır. İftar ve sahurda aileleri birleştirir. Komşularla aşlar bölüştürülür. Kısacası rahmet ve bereket ayıdır. Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmaya başladığından dolayı oruç ibadetinin yanında mukabele okur, farz olan namazların yanında teravih ve nafile namazlar kılınır. Genelde zekatlar bu ayda hesaplanır ve muhtaç olan kişilere verilir. Kadir gecesini dört gözle bekleyen Müslümanlar için Ramazan ayı çok önemlidir. Herkes kendi gücünde bu ayın faziletinden yararlanmaya çalışır.
İslam ve insanlık düşmanı bazı gerici rejim ve emperyalistlerin Müslümanların bu aydan istifade etmemesi için şeytanca hamleler yaptığına üzülerek şahit oluyoruz. 7 Ekim 2023’ten beri bebek katili siyonist İsrail, Gazze ve Batı Şeria bölgelerine yönelik soykırım suçunu işlemeye devam ediyor. Barbar İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana, ABD ve Batı dünyasının verdiği destekle Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 75 bin şehit kişi şehit olmuş, 200 bin civarında kişi yaralanmıştır ve enkaz altında hâlen binlerce cenaze bulunmaktadır. Siyonist terör şebekesi söz konusu vahşeti ve katliamı insanların gözü önünde yapıyor. Hiçbir kural ve kaide olmaksızın tek amaçları masum sivilleri, bebekleri, kadın ve yaşlıları katletmektir. Azgın siyonist Yahudiler ateşkese rağmen katliama devam ediyor.
Gazzeli ve Filistinli masumlar bu mübarek Ramazan ayını hüzünle karşıladı. Bunca vahşet, açlık, susuzluk, soğuk, yağmur ve yokluk içerisinde bile umutlarını yitirmeyen ve daima Rablerine şükreden Gazzelilerin moloz yığınları üzerinde teravih namazlarını kılmaktan geri durmadıklarını gördük. Bu yiğitlerin imanı, cesareti ve azmi tüm tağutların korkulu rüyası oldu. Bunca şehit verildi ama yenilen ve kaybeden siyonist bedbahtlar oldu.
Gazze’deki soykırım açıktan yapılırken bir başka İslam beldesi olan Doğu Türkistan’da ise Çin emperyalizmi Müslümanları sinsice ve gizlice katlediyor. Gazetecilerin ve yabancıların özgürce giremediği, adeta kapalı bölge hâline gelen Doğu Türkistan bölgesinde Ramazan mevsimi bir nevi zulmün ayyuka çıktığı ay olarak anılmaya başlandı. Şeytanlar, Ramazan ayında zincire bağlanır ancak insan suretindeki Çinli idareciler işkence ve katliamları bu ayda daha fazla artırır. Giriş ve çıkışların izne tabi olduğu bölgedeki baskı ve yıldırma hareketleri Çin’in başka eyaletlerinde bulunmamaktadır.
Çin tarihinde olan kötü huyunu devam ettiriyor. Yalan, hile ve ihanet ekseninde dönen hayat döngüsünü bir zamanlar Tibet’e, iki bin yılından sonra ise Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türk uyruklulara tatbik etmektedir. İslam’a olan düşmanlıklarının yanında bir de Uygur, Özbek, Kazak ve Kırgız Türklerinin bölgeden uzaklaştırılmasını istiyorlar. 80 yıldan beri bu halkların dinlerine ve milletlerine olan bağını koparamayan Çin komünist rejimi bölgede sessizce soykırım yapıyor. Yerli Müslüman halkı katledip yerlerine Han Çinlileri yerleştirmeye yönelik projelerini sürdürüyorlar.
Uygurluların Allah’ı İnkâr Etmeleri İsteniyor!
Halkın canını yakmak, tükenmişlik hissi verdirtmek için en çok değer verilen ve önem atfedilen Ramazan ayında zulümlerini artırarak ve dini değerlere daha fazla saygısız davranarak halkın bölgeden kaçmasını amaçlıyorlar. Çünkü CPEC, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru Doğu Türkistan bölgesinden geçiyor. Kendisine ait olmayan topraklar üzerinde milyarlarca yatırımın heba olmaması için halkı kendine benzetmeye çalışıyor. Çinlileşmeyenleri sistematik şekilde katlederek veya sürerek bölgenin ithalat ve ihracat üssü olabileceğini düşündüklerinden soykırıma varan vahşeti gerçekleştiriyorlar.
Çin’in işgal ettiği ata yurdumuzda Müslümanların dini ve milli pratiklerine yönelik yasaklar ve tedbirler komünist partinin emriyle özellikle Ramazan ayında belirgin biçimde yoğunlaşmaktadır. İnsan hakları kuruluşlarının raporları, bağımsız gazetecilerin araştırmaları ve bölgeden sızan şahitlikler bir araya getirildiğinde Uygurlulara yönelik sistematik baskı politikasının izleri ortaya çıkmaktadır.
Belgelenmiş vakalara göre Doğu Türkistan’da devlet kurumlarında, okullarda ve hastanelerde çalışan Uygur kamu görevlileri Ramazan döneminde oruç tutmaktan açıkça menedilmektedir. Bunu açıkça kendileri de dile getiriyorlar. Öğretmenlerin öğrencileri oruç tutmamaları yönünde uyardığı hatta okullarda gün içinde öğrencilerin yemek yiyip yemediği kontrol ediliyor. Raporlarda, devlet dairelerinde ve fabrikalarda sabah mesai başlangıçlarının alkol servisiyle açıldığı ifade ediliyor. Bu uygulamalar yalnızca bizim yazdıklarımız ve bireysel şahitliklerle değil, İnsan Hakları Örgütü (Human Rights Watch) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kurumların saha raporlarıyla da desteklenmektedir.
Oruç tuttuğu tespit edilen kişi derhal derdest edilerek nazi toplama kamplarını andıran “ölüm kamplarına” gönderilir. Burada büyük işkencelerle kişinin beyni yıkanmaya çalışılır. İnsani olmayan şartlardaki bu kamplara alınanlar hayatlarında yemeyecekleri börtü-böceği yemek zorunda kalır. Dans, Çince şarkı, alkol, açık tuvalet, çıplak dolaşmak ve aylarca duş yapamamak gibi ilkelce bir durumla karşı karşıya kalır. Herkes ismini inkâr ederek bir rakamla çağrılır. Bölgenin adı “Sincan” olarak değiştirilmişti. Kent, kasaba, köy, mahalle ve sokak isimlerinin hepsi Çince yapıldı. Eski isimleri ananlara büyük cezalar verilir. Gecenin ortasında basılan hücrelerde uykulu hâliyle esirin adı, nereli olduğu sorulur. Uyku sersemiyle “Doğu Türkistan” veya şehrin gerçek ismini söyleyenler çok daha ağır işkence ve yıllarca süren beyin yıkama programlarına alınır.
Her sabah erken saatlerde diktatör Şi Cinping’in heykelinin önünde secdeye kapanarak Çinli olduklarını, Çin Devleti'nin bir neferi olduklarını bağırmak zorunda bırakılıyorlar. Derslerde Allah'ın, dinin, İslam'ın, Müslümanlığın, Uygurca dili ve milliyetinin inkâr edilmesi isteniyor. Kadınlarla erkeklerin karma yaşamasını ve karşı cinsle dostluk(!) kurulmasını normal karşılayanlar, alkol bağımlısı olanlar, iyi Çince konuşanlar ve şarkı söyleyenler “makul” olarak kabul edilip bu kez Çin adetlerinin, yaşantısının öğretilmesi safhasına geçiliyor.
Cami İmamları Komünist Parti Üyesidir
Söz konusu ölüm kamplarında 1 ila 3 milyon kişinin alıkonulduğu tahmin ediliyor. Çin bu kamplara “uyum merkezi” bazı kamplara ise “eğitim merkezi” gibi süslü isimler veriyor. Hiçbir eğitim kurumunda elektrikli dikenli teller, demir kafesler, silahlı askerler ve işkence odaları bulunmaz. Çin rejimi yalan söyleyerek Uygurluların bu “eğitim alanlarına” gönüllü katıldıklarını yayıyor. Esir aldığı kişilere zorla, kendi rızasıyla bu kampa katıldıklarına dair beyanname imzalatılıyor. Börtü-böcek yenilen ve işkence sonucu sakat kalanların ve ölümlerin olduğu bir kampa kim gönüllü olarak katılır ki?
Doğu Türkistan’da atalarımızdan kalma yüzlerce tarihi cami vardı. Pekin idaresi bu camilerin bir kısmını yıktı, bir kısmını alkol satılan dükkân, depo, bar ve dans merkezi hâline getirdi. Avustralyalı ASPI’nin hazırladığı raporda, Doğu Türkistan’daki camilerin yüzde sekseninden fazlasının zarar gördüğü ya da yıkıldığı bildirilmektedir. Göstermelik birkaç caminin ayakta kalmasına izin vermelerinin sebebi gelen gazetecilere ve devlet ricaline “camilerin açık” olduğunu göstermektir.
Söz konusu camilere 18 yaş altında kimse giremez. Devlet birimlerinde çalışanlar, komünist parti üyeleri, çiftçi ve işçilerin camiye girişleri yasaktır. Her caminin önünde kimlerin girebileceği yazılıdır. Bu durumda 70 yaş ve üzerindeki Müslümanların camilere girip ibadet etmelerine izin verilse de genelde camiler kapalı olduğundan yaşlıların da ibadet etmelerine izin verilmiyor.
Cami imamlarının hepsi komünist parti üyesi olmak zorunda olduğundan dolayı talimatla görev yapıyorlar. Propaganda amacıyla yabancılar gelindiğinde gezilecek cami açılıyor ve imamı orada hazır bulunuyor. Cuma günü hutbe komünist parti tarafından hazırlanıyor. Hutbeye çıkan imam ve verilen propaganda yazısının doğru okuyup okumadığı kontrol ediliyor. İmam da kâğıtta yazılanları okumak zorunda kalıyor.
Ramazan’ın başlamasıyla ülkemizde ve İslam aleminde Çinli ajanların propagandasına hepiniz rastlamışsınızdır. Çin asıllı ama Müslüman olan Huiler var. İmamları her ne kadar komünist olmuş olsa da camileri açık, oruç tutmalarına ve teravih kılmalarına engel yok. Hatta cami etrafındaki helal yiyecek satan lokantalarda açıktan iftar yapabiliyorlar. Pekin rejimi her yıl bu kardeşlerimizin etkinliklerini videoya çekerek medya ağlarında yayına sokar. Ülkemizdeki gibi, bağlantılı oldukları medya grupları aracılığıyla “Çin’de Ramazan etkinlikleri” adı altında propaganda yaparlar.
Doğu Türkistan ve Gazze’de Soykırım Yapılıyor
Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da Müslümanların oruç tutması, alkol tüketmemesi veya dini sembolleri kullanması rejim tarafından yasaklandı. Oruç tutanlar ise ölüm kamplarına alınarak dinsiz ve ajan olana kadar işkenceye maruz bırakılır. Ancak Çin’in iç kesiminde yaşayan Hui Müslümanları için aynı yasaklama söz konusu değildir. Pekin rejimi algı operasyonuyla Hui Müslümanlarının iftar ve Ramazan etkinliklerini sanki Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz yapıyor diye göstermesine dikkati çekmek istiyoruz. Keşke Hui kardeşlerimiz gibi Uygurlu Müslümanlar da özgürce ve gönül rahatlığıyla mübarek Ramazan ayını idrak edebilse ama buna despot Çin idaresi izin vermiyor.
Pekin yönetimi, bu suçlamaların bir kısmının “yanlış”, “abartılı” veya “ayrılıkçı propaganda” olduğunu ileri sürmekte, bölgedeki herkesin anayasal olarak dini inanç özgürlüğüne sahip olduğunu iddia etmektedir. Delil olarak da Hui Müslümanların iftarını servis ederek hedef şaşırtmaktadır.
Her şeye bir bahane bulan Çin bu faşist uygulamaları “dini aşırılıkla mücadele” kapsamına alıyor. Çünkü rejim; oruç tutmayı, İslami sembol, kıyafet ve ibadetleri yasakladığından dolayı sözde emre karşı gelenlerle mücadele ediyor. Bu çerçevede, uzun sakal bırakmak, tesettür gibi İslami kıyafetler ve ibadetlerin hepsi “aşırılık” kapsamında değerlendirilebilmektedir. İnancından dolayı tutuklananların ailesi de dağılıyor. Küçük çocuklar aileden alınarak bilinmeyen kentlerde yatılı eğitime alınarak bir Çinli gibi yetiştiriliyor. O çocuk bir daha ailesini göremiyor ve kendinin yetim bir Çinli olduğunu düşünerek yaşıyor. Böyle bir zulme kim rıza gösterebilir?
Emperyalistlerin ortaya attığı “terörizmle mücadele” yalanına sarılan Çin, işlemiş olduğu cinayetleri örtbas etmeye çalışıyor. Saygınlığı ve gücü olmayan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 2022'de bölgedeki uygulamaların "insanlığa karşı suç" niteliği taşıdığını açıklamıştı. Birçok ülke Doğu Türkistan’da yaşananları soykırım olarak tescil etmiştir. Ülkemiz başta olmak üzere pek çok ülke konuyu uluslararası arenada gündemde tutmaya çalışmaktadır.
Doğu Türkistan, Gazze gibi soykırımla karşı karşıyadır. Buradaki azınlıklar dinleri ve milliyetleri nedeniyle soykırıma uğruyor. Ancak Çin bunun olmadığını yerli ve yabancı ajanları vasıtasıyla yaymaya çalışıyor. Siyonistlerin ürünleri boykot edilirken Çin'in ürünlerini de listeye eklemek gerekir. Biz küfrün tek millet olduğuna inanırız. Zulmün Çin, ABD, Rusya, Fransa, İsrail veya diğer emperyalistlerden gelmesi fark etmez. Dünya genelinde zulüm altındaki tüm topluluklara barış ve huzur temennisiyle hayırlı Ramazanlar diliyorum.
*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.