1-İnfak ve İnfak Medeniyeti
Bir medeniyeti diğer medeniyetlerden ayıran mümeyyiz vasıflar vardır. Bunlar, bir medeniyeti varlık zemininde tutan, onu diri ve aktif kılan ayırıcı ve bariz vasıflardır. Bu anlamda, kitap medeniyeti, su medeniyeti ve vakıf medeniyeti gibi sıfatlarla tanımlanan İslam medeniyeti, infak medeniyeti vasfını da hakkıyla taşıma ve temsil etme konumundadır.
İslam kendi insanını yetiştirirken onları insan-ı kamil olma noktasına getirmek için birtakım mecburi ve gönüllü işlerin yapılmasını emir ve tavsiye eder. Bunlardan birisi infaktır. Genel anlamda ifade edecek olursak infakın mecburi olanına yani farz kılınanına zekat, vacip olanına fitre denir. Farz ve vacip olmayıp kişinin kendi isteğiyle gönüllü olarak yerine getirdiği tatavvu’ /sünnet/nafile kabilinden olan infak ise sadakadır.
İnfak, kelime olarak elden çıkarmak, bir şeyi tüketmek, bitirmek, yok etmek anlamına gelir. İslami bir kavram olarak infak ise, sadece Allah rızasını gözeterek, dünyevi bir şey beklemeden sahip olduğu malından ve servetinden başkasına harcamaktır. Harcanırken Allah’ın rızasının gözetilmesi, infakı diğer bütün harcamalardan ayıran nirengi noktasıdır. Zira bunun temelinde Allah’a kavuşma inancı ya da daha farklı bir ifadeyle ahiret inancı vardır.
İslam’da ilkesel olarak mal Allah'a aittir. Kur’an ve sünnette ifade edilen “mallarınız” ifadesi mecazi bir kullanımdır. İnsanlar mallarını bir emanetçi olarak kullanır ve ömürleri tükendiğinde malla ilişkileri de tükenir. Mallarını arkalarında bırakıp isteyerek veya istemeyerek, mecburi bir istikamet doğrultusunda bu dünyayı terk ederler. Bu temel ilke ile birlikte Allah’a kavuşmayı; mallarından hesaba çekilip sonucu mükâfat veya ceza olacak bir hesabı inancı gereği kabul etmiş olan bir Müslüman’ın, eğer malı varsa infakın her çeşidini yerine getirmekte tereddüt etmesi mümkün değildir. Zira hem Allah’ın kesin buyruğunun yerine getirilmesi hem de onun hoşnutluğuna erilmesi bir mü’min için hayatın maksadıdır.
Rabbimiz olan Allah, Ku’an’da infakı farklı yönleriyle ele alan, tanıtan birçok ayet göndermiştir:
“Allah yolunda infak edin.” (Bakara, 195)
“Onlar (müttaki mü’minler) verdiğimiz rızıklardan infak ederler.” (Bakara, 3)
“Mallarını Allah yolunda harcayıp ardından başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin mükâfatı Rableri katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 262)
"Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel; fakat onları gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Bakara, 271)
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz ve iyi olanlarından ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin." (Bakara, 262)
"Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe (birr) erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu hakkıyla bilir." (Âl-i İmrân 3/92)
"Onlar bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever." (Âl-i İmrân 3/134)
Bu ve daha buraya yazmadığımız birçok ayet infakı emretmekte, muttaki bir mü’minin vasıflarından olduğunu bildirmektedir. Ayrıca infak ederken başkalarını incitmeden, başa kakmadan infak etmek gerektiği; mü’minin sevdiği şeylerden infak etmesi gerektiği; eğer usulüne uygun infak edilirse mü’minler için mükâfat bakımından adeta açık çek verileceği ifade buyurulmuştur.
Efendimizin hadislerinde de infak, farklı boyutlarıyla ve eğitici bir eylem olarak yerini almıştır:
“Veren el alan elden üstündür.” (Buhari, Zekât, 18; Müslim, Zekât, 94),
“Yarım hurma ile de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.” (Buhari, Zekât, 10; Müslim, Zekât, 67),
“Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde arşının gölgesinde gölgelendirecektir… Bunlardan biri de sadakayı öyle gizli veren kimsedir ki, sağ elinin verdiğini sol eli bilmez." (Buhari, Ezan, 36, Zekât, 16; Müslim, Zekat, 91) Buraya bir kısmını aldığımız hadisler, infak hakkında Kur’an’ı te'yid eden muhtevayı içerirler.
Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılmaktadır ki infak hassas bir konudur. Hem veren hem alan insandır. Birisinin gösteriş ve minnet altında bırakma duyguları harekete geçebileceği gibi diğerinin onurunun zedelenmesi mümkün olabilecektir. Burada yapmaktan çok yıkımdan, inşadan çok imhadan söz edilebilir. Halbuki Allah infakla, infak edenin de kendisine infak edilenin de hayrını murat etmekte; bireysel olduğu gibi toplumsal tahkimatı sağlamaktadır. Verenin ruhunu eğitmekte alanın ihtiyacının karşılanmasını istemektedir. Onun için infak edilirken belli konulara hassasiyet gösterilmelidir.
2-Sadaka Taşları ve Zamanın Sadaka Taşları
Bahsi geçen hassas dengenin yani verenin gösteriş duygularının kabarması, alanın da duygularının rencide edilmemesi için Kur’an’ın ifadesiyle “infak yapılan kimseleri incitmemek ve başa kakmamak” gerekir. Hadisin ifadesiyle de “sağ elin verdiğini sol elin işitmemesi” gerekir. Yani insanların ruhlarını rencide etmeyecek şekilde olabildiğince gizli vermektir.
İşte bu infak kültürünün bir yansıması olarak Osmanlı Dönemi’nde sadaka taşları uygulaması ihdas edilmiştir. Genellikle çeşme başları, cami, tekke, türbe ve mezarlık gibi insanların geçiş güzergâhlarında kurulan ve üzerindeki oyuğuna para konulan bir taş sütundan ibaretti. İnfak etmek isteyenler oraya para atıp giderlerdi. İhtiyacı olanlar ise, kalanını diğer ihtiyaç sahiplerine bırakmak üzere kendisine yetecek kısmını uygun zamanlarda alırlardı. Böylece parayı koyan kimin aldığını bilmezdi. Dolayısıyla hem gösterişten hem de belki yeri geldiğinde başa kakma tehlikesinden uzak bir ortamda infak ederdi. Parayı alansa kimseden istemek zorunda kalmadan ve uygun bir zamanda aldığı için rencide olmazdı. Öte yandan kimin bıraktığını bilmediği için kendisini minnet altında hissetmezdi.
Sosyal yapıyı tahkim etmek üzere emir ve tavsiye edilen infakı, insan onurunu zedelemeden naif bir şekilde gerçekleştirmeyi mümkün kılan bu uygulama, ancak ahlaki üstünlüğün hâkim olduğu bir toplumda gerçekleştirilebilecek bir uygulamadır. Zira bu taşın kilidi yoktur ve herkese açık olan bir yere konulmuştur. Oradan para almak durumunda olan ise yeteri kadarını almaktadır.
Yapılan yardımın hem gösterişten uzak hem de başkalarını rencide etmeme anlayışına dayandırılan sadaka taşları, aynı zamanda bir toplumun sokaklarındaki güven ortamının bir göstergesi olmuştur. Güven ortamının göstergesi olan bu taşların bazı numuneleri başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun muhtelif yerlerinde işlevlerini değil ama varlıkları bugün bile sürdürmektedirler. İşlevleri ise farklı şekillerde sürdürülmektedir.
Aradan geçen zaman içerisinde yaşanan birtakım küresel, bölgesel ve yerel değişimler sebebiyle sadaka taşlarının, yukarıda da ifade edildiği gibi, işlevselliğinin farklı yapılarla sürdürüldüğü kanaatindeyim. Sonuçta Müslümanlar için infak emri/tavsiyesi kıyamete kadar devam edecektir.
Onur kırıcı ve gösterişten uzak olması için gerekli olan gizliliğe riayet ederek infak geleneği devam etmektedir. Ancak zamanın teknik imkânlarıyla şekil değiştirmiş ve kapsam alanını genişletmiştir. Ulaşım imkânlarının çokluğundan ve para transferlerinin mümkün olmasından da istifade edilerek, sadaka taşları gibi çok dar alanda değil ulusal ve uluslararası bir mahiyete bürünmüştür. Dünyanın çok farklı yerlerinde yaşayan ümmetin ihtiyaç sahiplerine ulaşacak bir derinliğe kavuşmuştur.
Günümüzde özellikle Türkiye’de faaliyet gösteren yardım kuruluşları, hem sadaka taşı ruhunu kapsamakta hem de İslam coğrafyasının her tarafına, en ücra köşelerine kadar ulaşabilmektedir.
Sadaka taşlarında olduğu gibi bu uygulamada da üç unsur görmekteyiz. İnfakı yapan, infak yapılan ve infak yapılırken istihdam edilen araç. Bu araç geçmişte sadaka taşı iken günümüzde, zamanın imkânlarıyla teçhiz edilmiş ve çok iyi organize olmuş yardım kuruluşlarıdır.
Sadaka taşlarında olduğu gibi bu uygulamada da parayı veya diğer infak edilen şeyleri veren, alan tarafından belli değildir. Alan kimin infakını aldığını bilmemektedir. İnfakı yapansa kime gittiğini bilmemektedir. Bu yardımları dağıtanlar ise infakı yapanlar değil sadece aracı kimselerdir. Böylece nereden geldiği belli olmayan infak, kimsenin onuru rencide edilmeden gerçek sahiplerine ulaştırılmaktadır.
Modern sadaka taşları diyebileceğimiz bu kurumlar, bu aracı rolleriyle, hem İslam dünyasının farklı yerlerindeki Müslümanların ihtiyaçlarını bir nebze de olsa gidermekte hem dünya Müslümanları arasında iletişim kanalları inşa etmekte hem de İslam toplumları arasında rahmet köprüleri kurmaktadır.
*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.