Osmanlı’da İslamcılık Dosyasının Özeti Sizlerle!


Osmanlı’da İslamcılık Dosyasının Özeti Sizlerle!

İslam Düşüncesi Sitesi olarak hazırladığımız ve Nisan ayı boyunca yayınladığımız "Osmanlı’da İslamcılık" dosyasında farklı kimliklerden yedi yazar ile Osmanlı’da İslamcılık konusunu ele aldık. Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki İslamcılık düşüncesini tarihsel, siyasal ve entelektüel boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde ele alan dosyanın öne çıkan kısımlarını sizler için özetledik.

Osmanlı Dönemi’nde İslamcılıkla ilgili Turan Kışlakçı, bunun basit bir düşünce akımı değil, derin bir medeniyet sarsıntısının ve çok katmanlı bir çözülmenin içinden doğmuş tarihsel bir zorunluluk olduğunu söyler. Ahmet Ayhan Koyuncu ise bu akımın asli amacının devleti eski ihtişamına döndürmek olduğunu ve bu yönüyle devlet merkezli bir karakter taşıdığını vurgulamaktadır. Osmanlı Devleti’nde İslamcılık ve ittihad-ı İslam politikasının ilişkisine dair Aydın Bilgi, ittihâd-ı İslam siyâsetinin yürürlüğe girmesinin İkinci Abdülhamit’in tahta çıkışından önce olduğunu ancak bu siyasetin imparatorluk siyâsetinin ana mihverini oluşturmasının onun döneminde gerçekleştiğini söylemektedir.

"Abdülhamit İslamcılığı bir siyaset tarzı olarak İslamcılıktır, amacı Osmanlı toprak bütünlüğünü korumaktır; fakat bunun ideolojik bir İslamcılık olduğunu söylemek güçtür."

Ayşe Ayten Bakacak, bu akımın doğuşunu tetikleyen en temel etken olarak Osmanlı topraklarının dizi dizi işgale maruz kalması ve sömürgeleşmesini gösterir. 

II. Abdülhamid’in İttihad-ı İslam siyaseti ile Cemaleddin Afgani’nin İslamcılık çizgisi arasında doktrinel ve stratejik açıdan belirgin farklar barındırdığını ifade eden Ahmet İşler : “II. Abdülhamid halifelik makamının meşruiyetini Osmanlı Devleti’nin siyasi çıkarlarıyla birleştirmiş; onun yaklaşımında İslam birliği, belirli toprak sınırları içinde kenetlenmiş bir Osmanlı-Müslüman milleti yaratma amacı taşırken, Afgani İslam birliğini coğrafi sınırları aşan, Şii İran’ı da kapsayan, tüm Müslüman hükümdarlar ve ülkeler arasında anti-emperyalist bir cephe oluşturma gayesiyle ele almış, onun düşüncesinde İslamcılık Müslüman toplumların uyanışını sağlayacak bir ümmet bilinci olarak konumlanmıştır.” der.

Osmanlı Dönemi İslamcılığı; Osmanlıcılık, Türkçülük ve Batıcılık akımlarıyla hangi yönlerden ayrışmış, hangi noktalarda etkileşime girmiştir sorumuza Servet Büyükbaş, bu akımların zamanla hem birbirinden ayrıştığı hem de zaman zaman iç içe girerek karmaşık bir yapı oluşturduğu cevabını verir. Nihai olarak ise, bu siyasi ve ideolojik akımların kalıcı ve olumlu bir sonuç ortaya koyamamakla birlikte tutarsız bir siyasal çizginin oluşmasına neden olduğunu belirtir.

Ahmet Ayhan Koyuncu ise üç tarz siyaset olarak ifade edilen Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımlarının hepsinin Batıcılıkla yani modernleşme ile ilişkili olduğunu ifade ederek; Batıcılığın 3 farklı biçimi olarak gördüğü akımları değerlendirir.

“Osmanlı Dönemi İslamcılığı, çoğu zaman zannedildiğinin aksine modernleşmeye karşı bir tepki hareketi değildir; bilakis modernleşmenin kaçınılmazlığını fark eden, fakat onun Batı merkezli ve taklitçi formuna itiraz eden bir düşünce hattıdır. İslamcı aydınlar için asıl mesele modernleşmek değil, nasıl modernleşileceğidir.”

Turan Kışlakçı, İslamcılığın, modernleşmeyi reddetmek yerine onu İslam’ın kendi iç dinamikleriyle yeniden üretmeyi hedeflemesinin en belirgin özelliğinin Batı’dan gelen kavramları olduğu gibi almak yerine, onları İslami bir anlam dünyası içinde yeniden yorumlamak olduğunu söyler.

Ayşe Ayten Bakacak'a göre de, İslamcılık modern bir hareket olarak modernite ile hesaplaşan, onu dönüştürmeye ve bir biçimde yerelleştirmeye çalışan, bu yönüyle de dinamik olan bir projedir.

Ahmet Çapku'ya göre ise bu süreç, günümüzde de devam etmektedir. Ona göre İslamcı aydınlar kaçınılmaz görünen bu gidişatı, mümkün mertebe ‘kendileri kalarak’ almaya ve uygulamaya çalışmışlardır. Çünkü kendi özünü kaybettikten sonra Müslümanlık iddiasının anlamlı kalması mümkün değildir.

“Biz, İslamcı düşünürler denilince ilk önce Mehmet Akif’i hatırlarız.”

Ahmet Çapku, Osmanlı Dönemi İslamcılarının arasında öne çıkan isimleri zikretmekle birlikte onların ortak özelliklerini de dört maddede sıralar ve onları kişisel tercih ve tavırlar farklı olmakla birlikte bir bütünün farklı tezahürleri olarak değerlendirir.

Osmanlı Dönemi İslamcılarından öne çıkan isimler kimlerdir sorumuz için Aydın Bilgi şu isimleri zikreder: “Babanzâde Ahmed Naim, Mehmet Âkif, Eşref Edip, Said Nursi, İsmail Fenni Ertuğrul, Şehbenderzâde Filipeli Ahmet Efendi, Musa Kâzım, Ferit Kâm, Elmalılı Hamdi Yazır, Said Halim Paşa,Mustafa Sabri, Ahmet Hamdi Akseki, Namık Kemal.     

“Küresel bir ümmet bilinci oluşturulmaya çalışılıyor.”

Koyuncu, dönem dergilerinin Rumeli’den Orta Asya'ya, Afrika'ya kadar mektuplarla İslam dünyasından haberler yayınlandığını ve ümmet bilincine ilişkin vurgular yapıldığını belirtir.

Ahmet İşler de, Sırat-ı Müstakim ve Beyânü’l-Hak gibi dergilerin İslam dünyasında ortak bir bilinç ve dava anlayışı üretilmesinde merkezi bir rol oynadığını ve sınırlarının Osmanlı’yı aştığını ifade eder.

“Müslümanlıkta ‘anasır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber” mısralarında belirtildiği üzere ırkçılığın bir cahiliye âdeti olduğu âşikârdır. Bunu görebilmek için Kur’an’ı Kerim’e ve sünnete bakmak yeterlidir.”

Bilgi, İslamcıların milliyetçiliğe yönelttikleri eleştirileri Akif’in şiiri üzerinden örneklendirir ve Safahat’ta ırk temelli milliyetçiliğe karşı duran pek çok mısranın yer aldığını söyler.

“Osmanlı İslamcılığı, teorik olarak güçlü bir birlik düşüncesi savunmasına rağmen, dönemin siyasi ve sosyolojik şartları ile iç ve dış müdahaleler nedeniyle beklenen başarıyı elde edememiştir.”

Büyükbaş, Cihad-ı Ekber’in istenilen sonucu vermemesini yukarıda alıntılanan durumun bir göstergesi olarak yorumlar.

Kışlakçı, Cihad-ı Ekber’in ve ümmetçi siyasetin beklenen etkiyi yaratamamasının sebebini sadece ideolojik değil, derin yapısal sorunlarla ilişkili olmasına bağlar. Ona göre ümmet bilinci, yüzyıllar süren çözülme ve dağılma sürecinde ciddi şekilde zayıflamış, Osmanlı’nın askerî ve siyasi gücü gerilemiş, halifeliğin otoritesi de tartışmalı hâle gelmiştir.Arap coğrafyasında gelişen yerel kimlikler ve milliyetçi eğilimler, merkezi otoriteye olan bağlılığı zayıflatmış, emperyalist güçlerin yürüttüğü yoğun propaganda ve yerel unsurları destekleyen politikaları da ümmetçi çağrının etkisini kırmıştır.

“İslamcılık hareketi, imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde hem bir zemin teşkil etmiş hem de Cumhuriyet döneminin radikal dönüşümleriyle birlikte derin bir kriz yaşamıştır.”

İşler, Osmanlı Dönemi içindeki İslamcılığın tarihsel mirasına dair sorumuzda, en önemli miras olarak II. Abdülhamid döneminde Anadolu ve çevresindeki farklı Müslüman unsurların (Türk, Kürt, Laz, Arnavut, Çerkez vb.) ortak bir paydada birleştirilerek bir “Osmanlı-Müslüman Milleti” bilinci oluşturulmuş olmasını ifade eder.

Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi İslamcılığı arasındaki ilişkiye dair değerlendirmesinde Bakacak, salt bir kopuşun değil fikri bir sürekliliğin mevcut olduğunu düşünür. “Nasıl ki Cumhuriyet'in kurucu elitleri Osmanlı döneminden tevarüs eden pek çok fikri ve ideali benimsediyse, İslamcılar da Osmanlı döneminde ortaya koydukları pek çok fikri savunmaya devam ettiler.”

Çapku'ya göre, Cumhuriyet Dönemi’nde İslamcıların tavırları 1924 sonrası, önceki döneme nisbetle farklılaşır. Cumhuriyet dönemi İslamcı düşünce, özünde kendi iddialarını korumaya devam etmiştir ancak kendini siyaset ve toplumsal planda kuvveden fiile koyabilmesi için 1924’lerden 1970’lere kadar bekleme ihtiyacı duymuştur.

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir