Tekrarların Biricikliği

“Artık Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkar edebilirsiniz!”
Rahman Suresi 13. Ayet

Mükerrer olması o şeyi kıymetsizleştiriyorsa bunun sebebi o şeyin tekrarlı olması değil; kıymetsiz görenin o şeye alışmış olmasıdır. Mesela insan daimi bir nefes alıp verme halindedir. Bu tekrarlılık nefesi kıymetsizleştirmez. Her nefes bir yerden bir yere getirir ademoğlunu. Bunu arifler bilir. Her hu makamdan makama taşır zakiri. Bunu da dervişler bilir. Hatta pek çok derinleşme biçiminin ilk adımı nefese odaklanabilmekten yani olabildiğince nefesi duyumsayabilmekten geçer. 

Alışmak, bir istidat geliştirmek niyeti ile vuku buluyorsa makbul olabilecekken; alışılana dair farkındalığı azaltmaya dönüşüyorsa merdut kabul edilmelidir, diyebiliriz. Alışma da bir niyet içre olursa ancak, makbuldür yani. Alışan, niçin alıştığını ve nasıl alıştığını sorgulamalı ve konumunun neresi olduğunu bilmelidir. Yaparken bir kabiliyete bir uzmanlığa dönüşsün için yapılan tekrarlı işlerde her yapılan eylem bir öncekinden başka bir eylemdir esasında. Amacı aynı olsa da yapan da yapılan eylem de aynı değildir. Niyetin ve amacın aynılığı ve tekrarlı oluşu o eylemleri aynı kılmaz zannediyorum. Bir nehirden iki kez yıkanmaz hiç kimse. 

Bebeğinin gülüşüne alışan bir anne düşünün. Bir müddet sonra alıştığı gülümseme anne için şükür sebebi olmaktan çıkar ya da baharda tabiatın dirilişine alışmayı tahayyül edin. Baharın her dem tazelenişine alışmış bir bakış için alınacak ibret de üzerinde düşünülecek hikmet de yok hükmündedir. Alışmak bu güzellikleri katletmesi münasebetiyle cinayettir. Alışmak son durak değildir. Son durak yoktur belki bu yolda ama alışmaktan sonra gelen duraklardan birisi bıkmaktır. Bıkmak için önce alışmak gerekir: Ancak alışan bıkabilir. Bıkmak da felaketlerden bir felakettir. Bıkkınlık şükrana engeldir. Bıkmak bir doyumsuzluk alametidir.

Zulme alışmak da zulmün caiz olmaması kadar caiz değildir elbette. Zalimliğin her biri bir başka zalimliktir. Hind Receb’e ve ailesine yapılan zulümdür örneğin. Bu zulümde kullanılan usul ayrı zulümdür, cenazesine günlerce ulaşılamaması ayrı zulümdür. Araçlarına isabet eden üç yüz otuz beş kurşunun her biri tek tek, ayrı ayrı birer zulümdür. İsabet etmeyen ve sayılamayan kurşunların her biri de yine tek tek, ayrı ayrı birer zulümdür. Bu zulümlerin her hangi birisinin arasına girip düşünsek mesela: iki yüz yirminci kurşundan sonrası önemli değildir nasıl olsa ölecek ölmüştür, dese bir nazır, ne büyük hezeyan ifade etmiş olur, bir düşünün. İki gün farz eylemi ifa etmeyen bir mükellef, bir diğer gün de ifa etmediğinde artık bu ifa etmeyiş mazur sayılabilir mi? Her bir ifa etmeme ayrı ayrı zulümdür ve hesabı verilmesi gereken birer cürümdür. Hangi zulüm görmezden gelinirse görmezden gelenle zalim aynı safta yer almış olur. Zalim karşısında susan, dilsiz şeytan olmaz mı? Çiğneyip çiğnenip hakkı tutup kaldırmalı değil miyiz!

Alışmanın önünde bir koruyucu vardır: an’da kalabilmek. Nasıl an’da kalınır peki? Anda kalmak için anı farketmek ve değerini bilmek gerekir. Onu değerli kılabilmek için anın değerini anlamak gerekir. An, geri getirilemeyecek olan zaman sermayemizin yani ömrümüzün en küçük birimidir. An kıymetlendirilirse zamanımız yani ömrümüz kıymetlenir. Kıymet ile takvim aynı kökten türeyen kelimelerdir. Takvimlendirmek kıymetlendirmektir. Zamanı ölçüp biçip nitelikli hale getirmek için titizce işlemek, onu kıymetlendirmek demektir. Bunun için farkında olmak ve o anı yakalayıp mühürlemek gerekir. Anlar anlara ulandıkça zaman oluşur. Anlar mühürlendikçe anlamlı anılar mümkün olur. Dikkat buyurun, unutulamayan ölçülebilir zaman dilimleri değildir. İnsanda iz bırakan ve hiç unutulmayan, unutulamayanlardan bahsederken an kelimesini kullanırsınız: O an’ı hiç unutamıyorum, o an dün gibi gözümün önünde… Ölçülebilir zaman bittabi kıymetlidir. Ama esas zaman duyumsanabilir, yaşanmışlık barındıran zamandır. Yaşam denen akışı hayat denen bir ameliyeye tahvil edebilmekten bahsediyorum. Hay olan Allah’ın uğruna, çeldirici ve caydırıcı bütün tali yolları reddederek, hazzın pençesinden marufun ilkeliliğine mültefit olmak icap eder bu kıymetlendirme için. Bihakkın gayret içre olmak, hayatta olmanın hakkı olan hakikatle hakiki bir irtibat azmi icap eder. O yüzden şahit olmak yaşanmışlığa dahil edilebilir. Nazar eylemek de. Ama seyretmek ve maruz kalmak yaşanmışlığa dahil edilemez derekelerdir. Bu veçhe ile yorulmak mukaddes bir eylemdir. Nasır tutan uzuvlar muazzez uzuvlardır. Yorulmak da mübarek şahitler olan nasırlar da tekrar ile mümkün olur. Elbette günahta ısrar edip helak olmak da tekrarlılığın olumsuz misalidir. Fakat bu olumsuz misal şu anlama da gelir: Demek ki tekrarlılık insan doğası için güvenlikli bir alan ve tekrarlılık kaçınılmaz bir gerçeklik. O halde tekrarlılığa değil ne ile tekrar edildiğine odaklanmalıyız. 

Madem tekrar kaçınılmaz o zaman neden bu işi fayda sağlayacak efalin tekrarına getirmeyelim? Bu tekrarı, makul ve makbul alandan cazip alana nasıl taşırız insanların nazarında! Alan maruf, amenna! Peki maruf nasıl cazibe merkezi olacak? O vakit bu, maruf üzerinde bir tasarrufla değil; ancak marufa bakışın, marufu görüşün tashihi ile olacak. Arzuyu, amelimizin gayesi değil; maruf olan amelimizi ve dahi ödevimizi arzu ettiğimiz bir hakikat makamına erdirmek, ödevime bakışımı temizlemekle mümkün olur ancak. Ödevim, mesuliyetim; benim hamallığını yaptığım, bir an önce kurtulmak istediğim bir yük değil; bilakis bağrımda iftiharla taşıdığım, onunla rızaya ermeyi muştuladığım ve dertlerimin dermanı olarak gördüğüm şifalanma makarrımdır. Mesuliyetimi bana kim tevdi eder? Kim beni ödevlendirir? Bana sorumluluğumu kim verir ve bunların hesabını sorma hakkını elinde bulundurur? İtikadımızca bu suallerin cevabı şüphesiz Allah’tır. Allah’ın verdiği ödev her ne ise bana ne emretmiş ve benden ne istemişse işte o benim derdimin dermanıdır, ömrümün baharıdır, varlığımın amacıdır, darlığımın genişliğidir. Hikmeti mi? Elbette konuşulur, temellendirme yapılır, deliller getirilir. Ama önce bu hakikata itimat etmek gerekir. Sahi iman etmek itimat etmek değil midir? İnsan, itimat etmediğine nasıl iman edebilir ki? Belki itimat etmek için bazılarımız bir yolakta bazı suallerle mutmain ve mukni olmayı önceleyebilir. Buna da saygı, esaslardandır, elzemdir. Ama bu sualleri gündeme getirmek için bile zemin seviyede bir itimada ve iltifada ihtiyaç vardır.

Bir alanda istidat geliştirmek, bir meselede derinleşebilmek, bir dersi ezberleyebilmek, bir ilişkiyi nitelikli hale getirebilmek, bir ilaçtan şifa almak gibi pek çok maruf neticenin imkanı bu sayılanların tekrarlaması ile olur. Tekrar edilen şey aynının tekrarı değildir esasında. Namaz kılmaktan ilaç almaya her bir tekrarlı eylem o zamanın ve mekanın hakkını teslim etmek adına biriciktir. Benzeyebilir ama aynı değildir. Kur’an’da tekrar edilen her ifade birbiri ile benzer olabilir ama aynı değildir. Her bir mükerrer ifade bulunduğu anlam kompozisyonunda hususi bir parça halindedir. Biriciktir. Özeldir. Zaten ne aynıdır ki. Aynılık imkansızdır kanaatimizce. 

Aynının imkansızlığı Allah’ın ilahlığının muameledeki delillerindendir. Her bir icra, her bir yaratım, her ayet, zerreden kürreye biriciktir. Mükerrerdir evet, benzerdir evet, bir fraktal vardır evet ama her biri yegânedir. Her biri tek tek ihtirama layıktır. İnsanların iman etmeleri bu bağlamda itikaden taklit midir misalen! Her bir iman etme makamı, iman eden özelinde biricik değil midir? Ahmet’in imanı Mehmet’in imanının aynısı olabilir mi? Makamlar, alemler, seyirler, edimler, deneyimler, rükular, secdeler ve hatta küfürler, isyanlar aynı olabilir mi? Ödüller ve cezalar da biricik olacaktır kuvvetle muhtemel. Zira Allah adalet sahibidir. Adalet; ödüllendirmenin de cezalandırmanın da yegâneliği ile mümkün olur. Ödül aynı görülebilir ama hususidir. Ceza benzeyebilir ama o da hususidir. Zira ödülün gerekçesi de cezanın sebebi de biriciktir. Her biri bir ayet her biri özenilip üzerinde hassasiyetle durulması gereken birimlerdir. Ayetleri okuyabilen, özenle üzerinde durabilen ve her tekrarı biricik görenlere selam ve aşk olsun!

*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir