Cumhuriyet Dönemi'nde İslamcılık Dosyasının Özeti Sizlerle!


Cumhuriyet Dönemi'nde İslamcılık Dosyasının Özeti Sizlerle!

Cumhuriyet’in kuruluşu, Türkiye’nin toplumsal, hukuki ve kültürel yapısında radikal bir dönüşüme neden olmuştur. Düşmana karşı verilen mücadele sonrası İmparatorluk’tan ulus-devlete geçiş sürecinde yaşanan kurumsal sekülerleşme ve kamusal alanın yeniden inşası İslamcılık düşüncesini de derin bir varoluşsal ve fikrî imtihanla karşı karşıya bırakmıştır.

​İslam Düşüncesi olarak "Cumhuriyet Dönemi’nde İslamcılık" başlıklı 10. dosyamızda; bu köklü tarihsel tecrübeyi, süreklilikleri, kopuşları ve dönüşüm imkânlarını bütüncül bir yaklaşımla ele almayı hedefledik. Değerli 9 yazarımıza yönelttiğimiz sorular aracılığıyla; Erken Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze kadar uzanan süreçte İslamcılığın toplumsal zeminle kurduğu ilişkiyi, entelektüel üretimini ve siyasal/kültürel alandaki izdüşümlerini kapsamlı bir muhasebeye tabi tuttuk.

“Cumhuriyet Dönemi İslamcılığını Osmanlı İslamcılığından bütünüyle kopuk değerlendirmek isabetli değildir.”

Cumhuriyet Dönemi İslamcılığının hangi tecrübeler içerisinde şekillendiği sorusunda Dr. Ali Haydar Beşer, “ Cumhuriyet Dönemi İslamcılığını Osmanlı İslamcılığından bütünüyle kopuk değerlendirmek isabetli değildir.” cevabını verdi. Aralarında ciddi farklılıkların ortaya çıkmış olduğu gerçeğiyle birlikte var olan bir süreklilik hattının da olduğunu belirtti.

Mehmet Kürşat Atalar da, Cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla birlikte Osmanlı tarihinde ani bir kırılma yaşanmadığını, Osmanlı’nın son dönemiyle birlikte değerlendirildiğinde tarihsel sürekliliğin bir sonucunun ortaya çıktığını belirtmiştir. 

Melikşah Sezen de, Cumhuriyet Dönemi İslamcılığının Osmanlı’nın son döneminde başlayan İslamcı tavrın devamı olduğu belirtmiştir.

“Anadolu'daki birliğin ve direnişin en büyük meşruiyet kaynağı, memleketin, İslam'ın ve hilafetin kurtarılması idi.”

Dr. Hüseyin Gökalp, Milli mücadele yıllarında İslamcı kadrolar ile hükümet arasındaki ortaklığın, ortak düşmanın tehdit olmaktan çıkması sonrasında bittiğini belirterek, Anadolu'daki birliğin ve direnişin en büyük meşruiyet kaynağının memleketin, İslam'ın ve hilafetin kurtarılması olduğunu yazdı.

Milli mücadele sırasındaki bu ortaklığın bitiş sebeplerine dair benzer düşüncelerini aktaran Dr. İkram Filiz, kurtuluş dönemindeki samimi birlikteliğin kuruluş döneminde bir ayrışma ve çatışmaya dönüştüğünü belirtir. Filiz'e göre İslamcılar, yeni devletin zafer elde edilmesinden sonra kendilerini kamusal alanın dışına itecek radikal bir sekülerleşme hamlesine girişileceğini öngörememişlerdir.

“Cumhuriyet rejimi dini ortadan kaldırmak yerine dini yeniden tanımlama ve kontrol altına alma yolunu seçti.”

Cumhuriyet Dönemi uygulamalarının İslamcı düşünceyi nasıl etkilediğine dair yönelttiğimiz soruda Ertuğrul Taşlı, bu uygulamaları yeni devletin din-toplum ilişkisini yeniden kurma çabasının parçaları olarak değerlendirdi. Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının dinin toplum üzerindeki etkisini bildiklerinden dolayı dini ortadan kaldırmak yerine onu yeniden tanımlama ve kontrol altına alma yolunu seçtiklerini ifade etti.

Dr. Abdullah Turhan ise Diyanet’in kurulması, tefsir yazdırılması gibi dönemin bazı uygulamalarının toplum hafızası ve İslamcılar tarafından asgari kazanım olarak görüldüğünü belirtti.

“Günümüz muhafazakâr dindar camia seleflerinin erken dönemde sergilenen tavrının dönemsel şartlardan kaynaklandığını fark etse sisteme bakış başta olmak üzere politik bilinçlerinde ciddi bir farklılaşma meydana geleceği kanaatindeyim.”

Cumhuriyet Dönemi İslamcılarından öne çıkan isimleri istediğimiz yazarlarımızdan Adem Ceylan, özgüven aşılama ve mücadele azmi tayin etme açısından Necip Fazıl’ın etkili olduğunu söyledi. Cumhuriyet Dönemi’nde müslümanların, cebri politikaların da etkisiyle dini muhafaza çizgisinde konumlandığını ve hala müslümanların ekseriyetinin bunun devam ettirdiğini dile getirdi. Ancak bu tavrın dönemsel şartlardan kaynaklandığının farkedilmesiyle sisteme bakışların ciddi oranda farklılaşacağını belirtti.

Öne çıkan isimler sorumuzda Dr. Ali Haydar Beşer, o dönem İslamcılığı içerisinde farklı hatlar ve tonların olduğunu ve buna göre de isimlerin değiştiğini ifade etti. 

Ertuğrul Taşlı da farklı isimleri zikrederek Cumhuriyet Dönemi İslamcılığının, ortak bir İslami hassasiyeti paylaşan ancak yöntem, öncelik ve strateji bakımından farklılaşan düşünce ve hareketlerin tarihsel bir bütünü olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

“Kutup ve Mevdudi gibi isimlerin İslamcı kesimler üzerinde etkili olmasının temel sebebi, “çağın insanına hitap edebilme” özelliklerinin bulunmasıdır.”

Mehmet Kürşat Atalar, Osmanlı’nın son döneminden itibaren Türkiye’deki İslami hareketlerde çağa hitap etme vasfının doldurulamadığını düşünmektedir. Necip Fazıl, Mehmet Akif ve Said Nursi’nin de dolduramadığı bu boşlukta Seyyid Kutup, Mevdudi ve Ali Şeriati gibi isimlerin görece başarılı kabul edilebilmesinin sebebi olarak da “yeni bir kavramsal çerçeve" inşasına olan katkıları olarak görür. Bu yeni içtihad çabalarıyla " çağın insanına hitap” etmeye çalışmışlar bu sebeple de Türkiye’deki müslümanlar üzerinde de etkili olmuşlardır. 

Prof. Dr. Mustafa Tekin ise, bu isimlerin çeviri kitaplarının İslamcılar açısından önemli görüldüğü ve İslamcı düşünceye teorik desteklerinin yanı sıra müslüman toplumların etkileşimine olan katkılarından bahsetmektedir.

“İslamcılık, kurucu ideoloji olan Kemalizm’i kamusal alanı sekülerleştiren, tarihsel sürekliliği koparan ve dini devlet denetimine alan yapısal öteki olarak kodlamıştır.”

Cumhuriyet Dönemi İslamcılığının, yeni rejimin paradigmalarıyla kurduğu ilişkiye dair sorumuza İkram Filiz, İslamcıların yukarıda alıntıladığımız kodlamasına, bu radikal karşıtlığına rağmen mekânsal ve kurumsal olarak ulus devlet paradigmasının dışına çıkamadıklarını belirtir.

Yeni devletin yeni paradigması olarak milliyetçiliğe İslamcıların sunduğu çözüme dair sorumuzda Ertuğrul Taşlı, ayetlerle takva ve ümmet kavramlarından bahsetti. Cumhuriyet'in, Osmanlı’nın çok katmanlı toplumsal yapısı yerine homojen bir ulus inşası hedefiyle hareket ettiğini bu nedenle de İslamcıların doğal olarak ümmet fikrini savunduklarını ifade etti.

“Taviz ve idare fıkhı nerede uzun bir müddet tedavülde kalırsa oranın normali haline gelir.”

İslamcılığın siyaset ve iktidarla ilişkisine dair yönelttiğimiz sorularda Melikşah Sezen, İslamcılığın Kemalist baskılardan selamette olabilmek için farklı yollara başvurduğunu belirtti. İslami mücadele adı altında hareket eden pek çok partinin sonunda Kemalizmin anayasal sınırlarına riayet eder hale büründüğünü söyleyen Sezer, “taviz ve idare fıkhı nerede uzun bir müddet tedavülde kalırsa oranın normali haline gelir.” Dedi.

Dr. Hüseyin Gökalp ise, İslamcılık fikrinin hiçbir zaman tam anlamıyla iktidar olamadığını, bu gerçekleşinceye kadar da İslamcı hareketin taleplerine, asli iddialarına ve özgün duruşlarına devam etmeleri gerektiğini belirtti.

Cumhuriyet Dönemi’nde İslamcılık ​dosyamıza katkı sunan 9 değerli yazarımızın farklı açılardan getirdiği derinlikli yorumlarla ​İslam’ın bu topraklardaki hafızasını, dilini ve iddiasını canlı tutan bu tarihsel mirasın muhasebesini sunarken; dosyamızın okurlarımıza ve İslam düşüncesine katkı sunmasını temenni ediyoruz.

​Tüm yazarlarımızın yanıtlarına ve dosya kapsamındaki detaylı metinlere web sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir