İhvân-ı Müslimin'in Güncel Anlamı

Modern Ortadoğu siyasetinin son on yılı, yalnızca yönetim biçimlerinin değil, siyasal meşruiyetin dayandığı kavramsal zeminin de yeniden tartışmaya açıldığı bir dönem olarak kayda geçmiştir. “Arap Baharı” sonrasında ortaya çıkan kırılmalar, bölge toplumlarında devlet–toplum ilişkisi, dinin kamusal alandaki rolü, sivil hareketlerin sınırları ve güvenlik söyleminin hegemonik karakteri gibi meseleleri yeniden gündeme taşımıştır. Bu bağlamda İhvân-ı Müslimîn, artık yalnızca tarihsel bir teşkilat olarak değil; modern İslam dünyasının siyasal tecrübesini anlamada anahtar işlev gören bir olgu olarak değerlendirilmektedir.

İhvân-ı Müslimîn’in 20. yüzyıl boyunca üstlendiği rol, klasik anlamda bir siyasal hareket tanımını aşan çok katmanlı bir yapıya işaret eder. Hasan el-Bennâ’nın öncülüğünde şekillenen hareket, bir parti organizasyonundan ziyade, toplumu ahlaki, eğitimsel ve sosyal düzeyde dönüştürmeyi amaçlayan bir ıslah projesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle İhvân, modernleşme sürecinde dinin toplumsal konumunu yeniden tanımlamaya çalışan İslam dünyasının en sistematik sivil organizasyonlarından biri olmuştur. Okullar, yardım ağları, meslek birlikleri ve yerel dayanışma mekanizmaları aracılığıyla kurduğu toplumsal zemin, hareketi yalnızca ideolojik bir yapı olmaktan çıkararak sosyolojik bir gerçekliğe dönüştürmüştür.

Bununla birlikte 21. yüzyılın ilk çeyreği, İhvân’ın kurumsal varlığından çok, onun temsil ettiği düşünsel çerçevenin tartışıldığı bir evreyi beraberinde getirmiştir. Birçok ülkede hareketin siyasal ve örgütsel faaliyetlerinin sınırlandırılması, hatta tasfiyesi, İhvân’ı sahadan tamamen silmemiş; aksine onu daha soyut bir referans alanına taşımıştır. Günümüzde İhvân, somut bir organizasyondan ziyade, İslam dünyasında sivil siyaset imkânının sınırlarını tartışmaya açan sembolik bir paradigma hâline gelmiştir.

Bu dönüşümün anlaşılabilmesi için bölgesel jeopolitiğin belirleyici rolünü göz önünde bulundurmak gerekir. Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal atmosfer, devletlerin güvenlik merkezli yönetim anlayışını güçlendirmiş; ideolojik kitle hareketleri ise potansiyel istikrarsızlık unsurları olarak değerlendirilmiştir. Böylece İhvân, yalnızca dini bir hareket olarak değil, ulus-devlet egemenliği, siyasal otorite ve toplumsal mobilizasyon arasındaki gerilimin somut bir örneği olarak okunmaya başlanmıştır. Bu çerçevede hareket hakkında yapılan analizlerin önemli bir kısmı, artık teolojik veya fikri tartışmalardan ziyade, güvenlik politikaları, bölgesel güç rekabeti ve uluslararası ittifak ilişkileri üzerinden şekillenmektedir.

Öte yandan küresel ölçekte yaşanan dönüşümler de İhvân’ın algılanışını doğrudan etkilemiştir. Dijitalleşme, ağ-toplumunun yükselişi ve klasik ideolojik örgütlenme modellerinin çözülmesi, yalnızca İhvân’ı değil, 20. yüzyılın bütün kitle hareketlerini yapısal bir değişimle karşı karşıya bırakmıştır. Günümüz gençliğinin siyasal katılım biçimleri incelendiğinde, hiyerarşik teşkilatlar yerine esnek, kimlik temelli ve çoğu zaman geçici dayanışma ağlarının öne çıktığı görülmektedir. Bu durum, İhvân modelinin tarihsel formunun yeniden üretimini zorlaştırsa da hareketin ortaya koyduğu ahlaki sorumluluk, toplumsal adalet ve değer temelli kamusallık fikrinin farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.

Bu nedenle İhvân-ı Müslimîn’i yalnızca desteklenmesi ya da eleştirilmesi gereken bir siyasal aktör olarak değerlendirmek, meseleyi indirgemeci bir yaklaşıma mahkûm eder. İhvân olgusu, esasen modern Müslüman toplumların şu temel sorular etrafında yürüttüğü arayışın tarihsel bir tezahürüdür: 

Gelenek ile modern devlet yapısı nasıl uzlaştırılacaktır?

Din, bireysel vicdan alanına mı çekilecek, yoksa toplumsal adalet fikrinin kurucu unsurlarından biri olmaya devam mı edecektir?

Modern siyasal kurumlar karşısında yerli ve ahlaki bir siyaset dili üretmek mümkün müdür?
Bu soruların hâlen kesin cevaplara kavuşmamış olması, İhvân tartışmasının da güncelliğini korumasına yol açmaktadır. Dolayısıyla bugün İhvân-ı Müslimîn’i konuşmak, belirli bir örgütün geleceğini tartışmaktan çok, İslam dünyasında siyasetin mahiyetine dair süregelen zihinsel ve toplumsal müzakereyi anlamaya çalışmaktır.

Sonuç olarak İhvân, tarihsel formu itibarıyla zayıflamış veya dönüşmüş olsa bile, ortaya çıkmasına neden olan düşünsel ve sosyolojik dinamikler varlığını sürdürmektedir. Bu bakımdan hareket, kapanmış bir dönemin kalıntısı değil; modern İslam toplumlarının devlet, toplum ve ahlak arasında denge kurma çabasının sürekliliğini gösteren bir gösterge olarak değerlendirilmelidir. Bugün asıl mesele, İhvân’ın varlığı ya da yokluğundan ziyade, adalet, kimlik ve özgürlük taleplerinin gelecekte hangi yeni kurumsal ve düşünsel formlar içinde ifade edileceğidir.

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir