Hindistan Cennet Vadisi Keşmir’i Cehenneme Çevirdi
Keşmir sorunu, yalnızca bir toprak anlaşmazlığı değil; su, enerji, jeopolitik, ticaret, siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik ve nükleer güvenlik açısından tüm dünyayı etkileyen, yaklaşık bir asırdan beri çözümlenmeyen küresel anakronik bir meseledir. Babür İmparatorluğun hakimiyetinden sonra gelen sömürgeci İngiltere’nin yanlış politikaları neticesinde, Pakistan 14 Ağustos ve Hindistan’ın 15 Ağustos 1947’de ayrılmasıyla iki devlet arasında devam eden bir çatışmadır. Çatışmanın arkasında siyasi, ekonomik, dini ve stratejik nedenlerinin yanında bölgenin zengin maden kaynaklarını tarafların ele geçirme arzuları bulunmaktadır.
Çin, Hindistan ve Pakistan idaresindeki bölgenin hepsinin adı Keşmir’dir. Ancak 3 farklı devlet idaresindeki yerlerin isimleri farklıdır. Hindistan’ın işgalindeki yere Makbuza (işgal altındaki) Cammu ve Keşmir, Çin’in işgalindeki alana Aksa-i Çin ve Pakistan’ın idaresindeki alana da Azad Keşmir diyoruz. Ancak biz genel isim olan Keşmir kelimesini kullanıyoruz.
Güney Asya’da jeopolitik ve stratejik konumdaki Keşmir halkı yıllardan beri, işgalden kurtulup, haklı mücadelesini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Sorunu çıkaran devlet adamları, hükümetler ortadan kalkmasına rağmen Keşmir sorunu geçen asırdan beri çözülemedi. Aslında dışarıdan yardım veya müdahaleye gerek yok. Hint Alt Kıtası’nın yemyeşil tropik toprağının üstünde Güney Asya’nın serin zirvelerindeki Keşmir halkına imkân tanınsa yeterli olacak. Onlar kendi yönlerini tayin etmek istiyor. Ancak emperyalist çevreler halkın değil, kendi çıkarlarını önemsediğinden koca bir millet soykırıma uğrayarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İki yüz yıllık sömürgeden sonra bölge medeniyet ekseninde bölündü. Sömürgeci güç sadece doğal ve maddi kaynakları almadı, insanları ve toplumu ayrıştırarak birbirlerine düşman haline getirdi. Böylece Müslümanlarla Hindular işgalci İngiliz’e karşı ortak mücadele veremedi. İngiltere, devlet geleneğine sahip Müslüman bürokratları görevden uzaklaştırdı, hatta terörize ederek zayıf halka olarak gördüğü Hinduları kendine dostmuş gibi yakın tutmaya çalıştı. Oysa kibirli İngiltere, her iki kesimden de nefret eder. Maslahatı gereği inekperest Hinduları yanında tuttu. Çünkü Hindular her söyleneni kabul ediyor, “buna dinimiz izin vermez” gibi hiçbir itirazda bulunmadılar. Müslümanlar ise bir efendi gibi itiraz ettiği gibi buyruk verecek durumda olduğundan dolayı tüm devlet ve sosyal hayattan soyutlanmaya çalışıldı.
Birer gün arayla bağımsızlıkları alan Pakistan ve Hindistan devletleri ertesi gün birbirlerini düşman ilan etmek zorunda kaldılar. Müslümanlar Hint alt kıtasını asırlarca bir arada tutarak yönetirken sömürgeciler aileleri birbirinden ayırarak düşman toplumlar oluşturdu. Her biri İngiltere’ye bağımlı devletçik oldular. Bölünme öncesinde oluşturulan “Hindu-Müslüman sorunu devlet olduktan sonra biter” argümanı bir aldatmacadan ibaretti. Taraflar daha çok birbirine düşman oldu. Pakistan’ın kurulması, Hindistan’ın bölünmesi, yeni sorunlar ve ölümcül savaşları beraberinde getirdi.
Sömürgeci İngiltere bölgeden fiziki olarak ayrılırken eyaletlerin coğrafi yakınlık, din, dil ve kültür esas alınarak Pakistan’a veya Hindistan’a ya da bağımsız olmaları yönünde görüş bildirmeleri istendi. Kurallara uyulduğu müddetçe tüm görüşlere saygılı olunacağı konusunda “İngiliz sözü(!)” verildi. Diğer prenslik, nizamlık, nevvablik ve Mihracelikler gibi Keşmir halk meclisi de kararını verdi. Pakistan’la komşu olması, din, tarih, kültür birliği olunca doğal olarak Pakistan ile birleşme kararı alındı. Ancak Hindu olan Mihrace bu sonucu beğenmedi. Pakistan’dan özel tavizler almak istedi, verilmeyince tek başına Hindistan ile birleşme kararı aldı. İngiltere’nin burada ortaya çıkıp hakemlik rolünü oynaması gerekirdi. Sömürge valisi olaya müdahale etmediği gibi Keşmir’in Hindistan’a bağlanmasını onayladı. Bu karar kendi koyduğu kurallara aykırı olmasına rağmen uygulanmasında ısrar etti.
Eyalet meclislerinin alacağı ayrılma veya katılma kararını daha sonra Mihraceler, prensler ve nevvablar onaylayarak resmiyet kazanacaktı. Bölünmeden önce İngiliz işgalindeki Hindistan’da 562 prensliğin en büyük toprağına Keşmir sahipti. Keşmir Mihracesi Hindu Hari Singh bağımsızlık yanlısıydı. Meclisten onay alamayınca 26 Ekim 1947'de tek taraflı Hindistan’a bağlanmak istedi ancak Müslüman Keşmir halkı buna itiraz ederek isyan etti. Mihrace isyanı bastırmak için Hindistan’dan yardım istedi. Hint askerleri Keşmirlileri katletmeye başlayınca Pakistan halkı, özellikle Peştunlar Müslüman kardeşlerinin yardımına koşarak işgalci Hint ordusunu durdurdular. Hindistan, Mihrace’nin meclis onayı olmadan imzaladığı katılım sözleşmesini delil olarak kabul ettirerek eyaleti ele geçirmek istedi. Ancak bu katılım sözleşmesinin geçerliliğinin olmadığı bilindiği için hiçbir zaman BM veya mahkemelere sunmamıştır.
Mihrace kendini kurtarmak için Hindistan’dan asker talebinde bulundu. Nehru idaresindeki Hindistan, Keşmir’i kendilerine katması halinde yardım gönderebileceği şartını ortaya koyunca Mihrace’de zor kaldığı için bu ahlaksız teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Mihrace Singh tek başına katılma kararını imzalayarak aslında Yeni Delhi’yi kandırmış oldu. Keşmir sorunu aslında, din ve coğrafi yakınlık nedeniyle ayrılmadan kaynaklanan Hindu-Müslüman çatışmasının bir tezahürüdür.
1947’deki taksimde Keşmir Mihraceliğinin nüfusu 4 milyon 021 bin 616 kişidir. Bunun 3 milyonu Müslüman, küçük azınlık Hindu, Budist ve Sih’tir. Halk ve meclis Pakistan’a katılmak istedi. Kuralı koyan sözde hakemlik yapacak olan İngiliz genel valisi Lord Mountbatten, 26 Ekim 1947'de Hindistan ile Mihrace’nın yaptığı hileli anlaşmayı kabul etmesi büyük bir skandaldır. Bu ayak oyunundan sonra sorunlar yumak haline geldi. İngiltere'den 1947 yılında bağımsızlıklarını alan Hindistan ve Pakistan, Keşmir nedeniyle 1948,1965,1971,1999, 2025 ve 2026 tarihlerinde büyük savaşa girdiler. Onlarca küçük çatışmaya sahne olan Keşmir meselesi hala çözümü beklemektedir.
Hindistan ve Pakistan, Keşmir meselesini bir onur veya mücadele alanına çevirdi. Taraflar birbirinden taviz bekliyor. Ancak Cammu Keşmir bölgesi taviz verilecek ve başkasına bırakılacak bir yer olmadığından sorun çözümlenemiyor. Taraflar Keşmir sorununu bir nevi seçim kazanmanın anahtarı olarak görmektedir. Çözüm üretmek yerine politik demeçlerle halkları daha da hırçın ve düşman hale getirirken çözümün olmaması için adeta duvarlar örülmektedir. Kendini tamamlayamayan bu iki ulus devlet bütçelerinin önemli kısmını askeri amaçla bölge için ayırıyor. Keşmir’in jeopolitik konumu ve ekonomik varlıkları nedeniyle meselenin çözülmemesi için uğraşan dış güçlerin olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir.
İngiltere söz konusu iki yeni ülkenin ihdas edilmesini isterken kaos ve yıllarca sürecek düşmanlık tohumlarını ekti. Bu çatışmanın başında da Keşmir meselesi bulunmaktadır. Zengin yeraltı madenler, nadir elementler, verimli toprak ve su kaynakları; dini, ideolojik, etnik, jeo-stratejik, jeo-politik, tabiat güzelliği, turistik, tarihi ve sosyo-kültürel nedenlerden dolayı taraflar Keşmir’den vazgeçmek istemez.
Devlet dışı aktörlerden Siyonist ve işgalci İsrail haricindekiler sahne önünde pek görünmezler. Onlar kapalı kapılar ardından insanlık dışı projelerini tatbik ettirmeye çalışır. Hiçbiri çözüm odaklı değil, hepsi kan dökücü politikalar gütmektedir. Meydana gelen boşluktan yararlanmanın yolunu arıyorlar. Dış aktörlerin başında İngiltere gelmektedir. ABD ise sonradan dahil oldu. BM her ne kadar referandum ve çözüm için kararlar almış olsa da Hindistan’ı destekleyen devamlı birileri olduğundan güçsüz BM kararları tarihin tozlu raflarında durmaktadır. İşin esasında din faktörü yatmaktadır. Halkın Müslüman olmasından dolayı böylesi stratejik öneme sahip bir yeri Pakistan’a bırakmak istemiyorlar. Tek başına bağımsız bir devlet olmasını da arzu etmiyorlar. Yıllardan beri Hindistan’ın hukuksuzluğunu görmezden gelenler bu cennet vadisini adeta Yeni Delhi’ye armağan ettiler. Ancak halk bu hukuksuzluğu kabul etmiyor. Hindistan gibi son derece İslam ve insanlık düşmanı gerici bir rejimin elinde oyuncak olmak istemiyor.
Emperyalistlerin desteğiyle yıllardan beri bölgede askeri ve siyasi çatışma devam ediyor. Bu durum bazı yasadışı olayların vuku bulmasına zemin hazırlıyor. Uyuşturucu, silah, organ ve insan kaçakçılığı gibi çıkar grupları için önemli bir gelir kapısı oldu.
Keşmir’in Konumu ve Tarihi
“Cennet Vadisi” olarak isimlendirilen ve Güney Asya'nın tam merkezinde yer alan Keşmir, Pakistan’la Batı’dan, Hindistan ile güneyden; Afganistan, Tacikistan, Doğu Türkistan (Çin) ile kuzeyden, Tibet ile Kuzeydoğudan komşudur.
Orta Asya, Güney Asya ve Doğu Asya'yı birbirine bağlayan, köprü konumunda olan bölgenin uluslararası arenada bilinen ismi Keşmir’dir. Başkenti Srinagar ve 222 bin 236 km²’lik bir alana sahiptir. Srinagar iktisadi ve siyasi hayatın merkezidir. Güney Asya’nın en sorunlu bölgesidir. Himalaya, Karakurum ve Hindu Kuş dağ silsilelerinin tam ortasında konumlanan bölge, doğal bir tampon alan niteliği taşır. Tarihi İpek Yolu güzergahında olan Keşmir, Hindistan, Pakistan ve Çin gibi 3 nükleer güç arasında sıkışmış konumdadır. Bölgeyi kontrol eden ülke, rakiplerine karşı önemli bir coğrafi üstünlük kazanır. Hindistan'ın sisli, puslu, sıcak ve kirli hava tabakasından sonra Himalaya dağlarının serin havası, soğuk suları ve verimli toprakları herkesin dikkatini çekmektedir. Yüksek dağ geçitleri, tarihten bu yana kritik askeri güzergâh olmuştur. Bundan dolayı 3 devlet bu yeri elinde tutmak istiyor.
Yüzde 35’ini Gilgit-Baltistan’ın oluşturduğu 85 bin 793 km²’lik alan ‘Azad Keşmir’in Pakistan sınırları içerisinde özerk bir yapısı vardır. Başkenti Muzaffer Abad’tir. Yüzde 45’i Cammu, Keşmir Vadisi, Ladak’ın büyük kısmı ve Siyaçin buzullarının yer aldığı 101bin 387 km²’lik alan Hindistan’ın işgali altındadır. Buraya “Makbuza” yanı “esaret altındaki Cammu- Keşmir” denir. Başkenti Srinagar’dır. Hindistan, bölgeyi 2019 yılına kadar özel statüye sahip özerk bir eyalet olarak yönetti. Ancak Hindistan hükümeti, anayasanın 370’inci maddesini kaldırarak bölgeyi ikiye böldü. Cammu ve Keşmir’i doğrudan merkeze bağlı birlik bölgesi, soğuk çöl olarak bilinen Ladak’ı ise (Aksa-i Çin’i de kapsayan) ayrı bir birlik bölgesine ayırarak Keşmir’i tamamen ilhak etmiş oldu.
Hindistan işgali altında olan Keşmir toprakları da 3 kısımdır. Keşmir Vadisi, Cammu ve Ladak’tan oluşur. Keşmir Vadisinin yüzde 95’i Müslüman, Cammu’nun Müslüman oranı yüzde 30’a, Ladak’ın ise yüzde 46’ya düştü.
Keşmir’in yüzde 20’si 37 bin km²’lik alan ise Çin’in işgali altındadır. Burası “Aksa-i Çin” olan adlandırılır. Burada çok az Budist yaşar. Genellikle buzullarla kaplıdır. Doğu Türkistan ve Tibet’i birbirine bağlayan yol, Çin için önemli bir ticari koridor duruma geldi. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamındaki Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) Gilgit-Baltistan üzerinden geçmektedir.
Çin, bölgeyi 1950'lerin sonunda sessiz sedasız işgal etti. Hindistan bu durumu ancak 1957-58'de Tibet'e geçen stratejik bir yol (Aksa-i Çin Yolu) inşa edildiğinde fark etti. 1962 Hint-Çin Savaşı'ndan bu yana fiili olarak Çin işgalinde bulunmaktadır. Bu konuda Pakistan da Çin’i desteklemektedir.
Çin, Tibet’i işgal ettiğinde Keşmir konusunda hiçbir öngörüsü yoktu. Ancak Hindistan’ın kolay lokma olduğunu görünce Aksa-i Çin’i işgal etmesiyle sorunun bir parçası oldu. Pakistan ve Hindistan kendilerini haklı göstermek için BM kararlarını, halkın teveccühü veya tarihi argümanlara başvurarak bölgenin kendi hakkı olduğunu ispat etmeye çalışırken Çin’in elinde bunların hiçbirisi yok. Resmen işgalci olarak 1962’de sahneye çıkmış oldu. İşgali kalıcı hale getirmek için 1963’te Çin ile Pakistan arasında sınır anlaşması yapıldı. Böylece Çin resmi olarak masanın üçüncü ayağı oldu. Pakistan kontrol edemeyeceği buzul bölgesindeki önemli bir kısmını resmen Çin’e hibe etti.
Halkın iradesiyle oluşturulan tek yer Azad Keşmir’dir. Pakistan ve Hindistan bölgenin tamamı üzerinde hak iddia ederken Çin şimdilik ele geçirdiği bölgeyle yetiniyor.
Keşmir’in verimli tarım arazileri, zengin orman, maden kaynakları ve stratejik öneme sahip kısmı Hindistan’ın elindedir. Tarım ve içme suyu olarak Pakistan’ı besleyen İndus, Celum ve Çenap nehirlerinin kaynağı Cammu-Keşmir tarafındadır. Hindistan burada onlarca hidroelektrik santrali ve baraj yaptı. Burası “Asya’nın su kulesi” olarak da anılır.
Yüzyıllar boyunca İpek Yolu ticaretinin önemli bir durağı olan bölge, Budizm, İslam ve Hinduizm'in kesiştiği kültürel kavşak noktasıdır. Babür İmparatorluğu Dönemi’nde önemli bir merkez olan Keşmir, 1947'deki işgalci İngiliz Hindistan’ının bölünmesiyle başlayan anlaşmazlık günümüze kadar sürmektedir.
Yaklaşık 350 yıl (1526-1858) Babür İmparatorluğu bölgede hüküm sürdü. Bu dönemde altın çağını yaşayan Keşmir’e batılı emperyalist gelmeye başladıktan sonra huzur yerini endişe ve işgale terk etti. 17. Yüzyıldan sonra zayıflayan Babür İmparatorluğu’nun boşluğunu İngiltere doldurarak bölgeyi kaos ve savaş alanına çevirdi. Sözde ticaret için gelen Batılılar, ABD’de Kızılderilileri yok ettikleri gibi Keşmir halkını da ortadan kaldırmaya niyetlenseler de bölgenin arazi ve insan yapısı buna müsaade etmedi. Ancak 18. asra gelindiğinde ticaret adı altında tüm Hint alt kıtasını sömürgesi altına alan Britanya İmparatorluğu, 20. asrın ortasına kadar bölgeyi ticari ve askeri alan olarak kullandı. Tüm yeraltı ve yer üstü kaynaklarını sömüren İngiltere, azılı düşmanı Osmanlı hilafetini yok etmek için asker ve tüm lojistik desteğini buralardan sağlamıştır.
İngiltere bölgeye hakimiyetini fitne üzerine kurdu. Halkları birbirine düşman ederek sömürgesini devam ettirdi. Müslümanların idaresindeki Hindu, Sih, Ceyn ve Budistler huzur içinde yaşadı. Kimse kimsenin dinine veya ırkına karışmadı. Ancak İngilizler gelince herkes keskin ırkçı ve fanatik inekperest olarak sahneye çıktı. “Böl-parçala” taktiğiyle halklar birbirine düşman oldu. İngiltere bu durumu “denge siyaseti” olarak lanse etse de insanlığın yüz karası ırkçı ve ayrılıkçı çirkin bir siyaset olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir.
8’inci yy.’dan sonra Hint yarımadasına Müslüman akınları başlamıştır. İlk akını Emevi Devleti'nin en sert ve etkili valilerinden biri, Irak ve Horasan valisi olan Haccac b. Yusuf es-Sekafi (661-714) yapmıştır. Keşmir’e iki kez ordu göndermiş olsa da coğrafi şartlar nedeniyle başarılı olamamıştır. İslam orduları Himalaya düzlüğüne geçememiştir. Bu tarihten sonra bölgede Türk-İslam dönemi başlamıştır. Gazneli Mahmud, Hint yarımadasında kısa sürede etkili olarak birçok yeri fethederek topraklarına kattı. Muzaffer komutan 1015 ve 1021'de iki kez Keşmir üzerine yürüse de burayı fethedemedi. Kendinden önceki İskender de ayni akıbete uğramıştı. Çünkü tabiat şartları çok zor ve geçilmesi gereken onlarca engebeli dağ ve çukur bulunmaktadır.
Keşmir Lahora hanedanından Harşa (1089-1100) kendilerini dış akın ve işgallerden korumak için o zamanın meşhur bir geleneği haline gelen güvenliklerini korumak için Türk savaşçılarından paralı askerlerin bölgeye yerleştirilmesini sağladı. Böylece ilk Müslümanlar olarak Keşmir’e paralı asker olan Türkler girmiş oldu. Hindu krallık Türklerin ibadetlerine karışmadı veya karışamadı. Müslüman Türkler ilk önce ibadet etmeleri için bir mescit inşa ettiler. Açıktan ezan okuma ve namazlarını eda etmeleri halkın dikkatini çekti. 200 yıldan fazla paralı Türk askerleri sayesinde Keşmir topraklarına yabancı birlikler yanaşamadı.
1320’den sonrası, Müslüman beyliklerin Keşmir Vadisi'ni keşfederek buralara Müslüman akınlarını başlattığı yıllara denk gelmektedir. Moğol Çağatay komutanı Zulcu’nun emrindeki birlikler, 1320 yılında büyük bir akınla Keşmir topraklarına girdi. Etrafı talan etti, halka büyük eziyet etti. Bölgenin soğuk olması nedeniyle 8 ay sonra birliklerini geri çekerek oluşan otorite boşluğunu bu kez bölgedeki Hindu komutanı doldurdu. Rincana krallığını ilan etti. Kendine de yardımcı olarak Türk komutanlardan biri olan Mir Şah’ı vezir ve danışman olarak atadı. Vezir’in akıllı, dürüst ve bilgin olması Kral’ın Müslüman olmasına vesile oldu. Kral adını Rincana Sadreddin olarak değiştirdi. Müslümanlığını halka açıkça duyurdu. Ancak eşi Müslüman olmamıştı. Halkını da zorla Müslüman olmaya teşvik etmedi.
Keşmir’de İslam dini halktan ziyade en tepedeki Kral tarafından girince kabulü ve yayılışı diğer bölgelere nazaran daha kolay ve hızlı oldu. Kral Rincana Sadreddin ölünce yerine eşi geçti. Kraliçe Kota Rani kocasının başarılı olmasını sağlayan Vezir Mir Şah ile yakın çalışmasını devam ettirmek zorunda kaldı. Bu sayede etraftaki Moğol birliklerini bölgeden uzaklaştırdı. Kraliçe Kota, bu kez Vezir Şah Mir’i de öldürtmek isteyerek bölgenin tek hakimi olmak isterken Mir Şah savaşçı ruhuyla bu darbeyi bertaraf ederek tahtı ele geçirdi. Adını Şemseddin (1417-1467), ünvanını da Sultan olarak değiştirdi. Ardından gelen oğulları ve torunları da Müslüman olarak sultanlığı devam ettirdi. Etraftaki birkaç bölge fethedilerek halkın Müslümanlığına vesile oldular. Böylelikle Müslümanlık Keşmir devletinin dini olmuş oldu.
Şemseddin’in torunu Sultan İskender Hint yarımadasını işgal eden ve yağmalayan Timur’a karşı savaştı. Timur çok istese de Keşmir’i ele geçiremedi. Ancak bölgedeki çalkantılardan etkilenen tahtın son sahibi Sultan Hasan, 1540’ta Babür Şah’ın yeğeni Haydar Mirza Duğlat’ın akınlarına mani olamadı. Keşmir başka bir Müslüman imparatorluğun hakimiyetine geçmiş oldu. Muzaffer komutan Haydar Mirza farklı entrikalarla 1551’de katledildi. Bölgeye yerleşen Şii’lerle Hindular arasında kurulan gizli ittifak sonucunda Haydar Mirza’nın tahtına Şii asıllı Han Çak oturdu. Ancak bu hanedanlık fazla sürmeden Babür Şah yeğeninin intikamını alarak 1586-1588’de bölgeyi kendi topraklarına kattı.
Keşmir'de İslamiyet'in yayılması ve İslam kültürünün bölgeye yerleşmesi 14’üncü yüzyılın sonlarına doğru oldu. Hint alt kıtasının sahil kentlerinde tüccarlar, dağlık ve orta kesimlere ise tasavvuf ehlinin yerleşmesiyle İslam dini yayılmıştır. Mir Seyyid Ali Hemedanı, oğlu Mir Seyyid Muhammed, Kübrevi şeyhleri ile Beyhaki Seyyidleri bölgeye gelerek yerleşti. Bu arada 1481’de Şii mezhebinin farklı kolları da bölgede az da olsa Nurbahşiyye tarikatıyla yayılma zemini buldu. 1486’da ise Mir Şemseddin Iraki vasıtasıyla gizlice Caferilik yayılmaya başladıysa da halkın gönlüne girmeyi başaramadılar.
Babürlerin bölgeyi fethinden sonra Hanefi mezhebine bağlı bilginler, alimler ve Semerkant'tan gelip Keşmir'e yerleşen Nakşibendi şeyhi Hace Havend Mahmud Lahurî (ö. 1052/1642) ile onun ardından oğlu Muinüddin'in önderliğinde Sünni anlayışın yayılması için faaliyet başlatılmıştır. Çok kısa zamanda halkın gönlünü kazanan ve göğüslerini imanla dolduran halk eski inancını bırakarak Sünni İslam akidesine büyük teveccüh oldu.
Semerkant’tan gelen alim ve zahidlerin çocukları Şeyh Ahmed-i Sirhindi, Muhammed Sadık Hemedanî Keşmiri, Şeyh Mehdi Ali ve Hacı Yusuf Keşmiri gibi tanınmış müridleri bu faaliyeti sürdürmüşlerdir. Keşmir'e göç eden Kadiri şeyhlerinden Molla Şah Muhammed Bedahşi de Keşmir'de Sünni İslam anlayışının yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır.
Babür İmparatorluğunun zayıflamasıyla 1752’de bölgeye Afganlıların akını başladı. Ahmed Şah Durrani komutasındaki ordu Babür’ün bir eyaleti olan Keşmir’i ele geçirdi. 67 yıl sonra Amritsar ve Pencap bölgesinde iyice güçleşen Sihler etraftaki beylik ve bölgelere saldırarak işgal etmeye, gittikçe güçlenmeye başladı. Bu kez menzilini Keşmir’deki Durranılere çevirince yapılan zulüm nedeniyle halktan hiçbir mukavemet görmedi. 1819’da Sih Maharaja Ranjit Singh bölgeyi işgal etti. Böylelikle Keşmir’deki Müslüman hakimiyeti de sona ermiş oldu. Keşmir halkının geneline yakını Müslüman ancak hakimiyet Sihlerin eline geçti.
Sihler Müslüman halka Durraniler gibi büyük sıkıntılar yaşatmaya başladı. İslam dininin yasaklanmasına yönelik girişimleri olsa da tam anlamıyla başarılı olamadılar, ama ibadetlerin yapılması yasaklandı. 60 yıl boyunca Sih zulmü devam etti. Camiler yıkıldı ve din adamları katledildi. Sih işgalinden günümüze kadar Keşmir’de baskı, zulüm ve ölüm hiç eksik olmadı.
Bu arada Hindistan ana kara topraklarında da Babür İmparatorluğu yıkılma evresine girdi ve İngilizler hemen her yerde “Doğu Hindistan” şirketinin şubesini açarak ülkeye hakim olmaya başladı. Bu şirket sayesindeki ülkedeki tüm prenslikler, krallıklar ve sultanlıklar ele geçirildi. İngiliz işgal dönemi başladı. Sih kralı Ranjit’in valisi olan Gulab Sing işgalci İngilizlerle devamlı görüşüyor ve bir nevi onlara posta güvercinliği yapıyordu.
Hatta İngilizler 1845’te Sihlerle yaptığı savaşta Keşmir’deki Sih güçlerinin savaşa girmemesini sağladı. Neticede Sihler mağlup oldu ama Gulab’ın yıldızı parlamış oldu. Gulab içeriden bütün bilgileri İngilizlere aktaran bir ajandı. 9 Mart 1846 tarihinde imzalanan ‘Lahor Antlaşması’yla Keşmir İngilizlerin eline geçti. Kral ölünce posta güvercini Hindu Gulab İngilizlerin desteğini alarak Keşmir’de krallığını duyurdu. 1846’da ise bu kez İngiliz işgal güçleri Lahor, Sind ve Keşmir’i de içine alan büyük bir alanda hakimiyetini kurdu.
İngilizler bölgenin dağlık ve isyan esnasında elde tutulması zor ve masraflı olacağından kendine bağlı Gulab Sing’e Keşmir topraklarını, 16 Mart 1846 yılında Amritsar Antlaşmasıyla yok pahasına, sattı. O zaman Keşmir’in nüfusu 7,5 milyondu. Kişi başı 1 Rupi ödenerek halkıyla, taşı ve toprağıyla birlikte Gulab Sing’e yaptığı ajanlık ve İngilizlere bağlılığının bir ödülü olarak satıldı. Ancak eyalet olarak özel statüyle İngiliz işgal devletine bağlıydı. Utanılacak bu kepazeliği Amristsar anlaşmasıyla da kayıt altına aldılar. Artık Keşmir bölgesi 16 Mart 1846’da işgalci İngilizlere 7,5 milyon Rupi ödeyen Gulab Sing’in özel mülkü olunca kendisini Mihrace olarak ilan etti.
Bu konuyu İslam ve Pakistan’ın milli şairi olan Muhammed İkbal şu dizelerle dile getirmektedir: “Köylüyü, tarlayı, ırmak ve caddeleri sattılar
Bir ulusu sattılar, hem de ne ucuza sattılar!”
Parayla satın alınan Keşmir’de Gulab Sing’ın oğlu ve torunları tarafından zulüm yapılarak yönetiliyordu. İdareciler değişmiş olsa da Müslümanlara yönelik zulüm ve baskı konusunda bir azalma olmadı. Yapılan itirazları İngilizler duymazlıktan geldiler. Halktan aşırı vergiler alınıyor, ödeyemeyenler ise ölüme mahkûm ediliyordu. İslam’a ve Müslümanlara her geçen yeni zorluklar çıkarılarak hayatı yaşanmaz hale getirdiler. Müslümanların evlenmesi, evlerini tamir etmeleri, hayvan veya arazı satın almak istediklerinde yüklü vergiler ödemek zorunda bırakıldılar. Mahkemeler ve tüm kanunlar Hindu inancına ve adetlerine göre yönetilince zulüm kaçınılmaz oluyordu. Köylüler topraksız bırakılarak Müslümanların bölgeden uzaklaştırılması politikası izlenmeye başlayınca Müslümanlar çözüm yolları aramaya başladı.
Sir Seyyid Ahmed Han 1875 yılında Hindistan’da kurduğu Aligarh Kolejlerinde Keşmirli Müslüman çocukları 1920’lı yıllarda okumaya başladı. Burada İslam’ı derslerin yanında fenni ilim dediğimiz matematik, fizik, felsefe, siyaset ve tarih gibi derslerde okutuluyordu. Öğrenciler sorunlar karşısında tartışıyor ve fikirler beyan edebiliyordu. Buradan mezun olan gençler Keşmir bölgesine dönünce Hint bölgesinde olmayan türlü baskı ve zulümleri görünce konuşmaya ve çözüm sunmaya çalıştılar. Toplantı üzerine toplantılar yapılıyor. Gençlerin fikirleri halk tarafından önemseniyor ve beğeniliyordu.
1930 yılı Keşmir’de yaşayan Müslümanlar için bir dönüm noktası olmuştur. Okuma ve tartışma halkalarından toplumsal harekete dönüşen siyasi bir oluşum olan Okuma Odası Partisini kurdular. Halkın tepkisine daha fazla dayanamayan Mihrace 1939’da Halk Temsilcisi Meclisinin kurulmasına onay vermek zorunda kaldı. Böylece Müslümanlar seçime girerek mecliste söz sahibi oldular.
Müslüman Konferansı adı altında bölgedeki seçimlere girdiler. Amaçları kendi haklarını parlamentoda savunmaktı. İngilizlerin ve Hinduların “demokrasi” adı altında kendilerine hak vereceklerini zannettiler. 1934 yılındaki seçimlere girerek büyük bir başarı elde ettiler. 21 sandalyeden 16’sını kazandılar. İngiltere, İkinci Dünya Savaşı esnasında eski sömürgelerinden hakları saklı kalmak kaydıyla çekilme kararı almıştı. Ancak ayrılmadan önce tüm halklar arasında fitne sokarak yıllarca geçse bile düşmanlık ve çekişme asla bitmiyor.
Bölgeyi farklı dine mensup idareciler yönetti. Hindular, Budistler, Sihler ve Hristiyanlar halkın kendi dinlerine geçmesi çok büyük çalışma yaptılar. Devlet eliyle baskı uyguladılar. Ancak Keşmirliler akıllı ve zeki olduklarından dolayı İslam’la tanıştıktan sonra asla irtidat edip Müslümanlık dışında bir inanışa sahip olmadılar.
Hint alt kıtasındaki prenslik, nizamlık, nevvablık, mihracelik ve krallıkların eyaletleri din, dil, kültür ve tarih yakınlığına göre ayırarak iki devlet kurmak istedi. Muhammed İkbal gibi filozofların 1930’lu yıllarda temelini attığı daha sonra Muhammed Ali Cinnah’ın liderliğini yaptığı, Hindulardan da Mahatma Gandi’nin manevi liderliğinde “two nation” İki Millet teorisine göre halk meclislerinin alacağı kararla Müslümanların bir tarafta gayri Müslimlerin ise bir tarafta toplanıp yeni devlet kurmaları istendi. 1947’de yapılan taksimde Müslümanlar Pakistan’da Hindu, Budist, Sih ve diğerlerinin de Hindistan’da bir arada olması sağlandı.
Cinnah liderliğinde 14 Ağustos 1947’de Bangladeş ile Pakistan, bir gün sonra da Gandi’nin işaret ettiği Cevahirlal Nehru liderliğinde 15 Ağustos 1947’de Hindistan kuruldu. Keşmir halkının yüzde 85’i Müslüman olduğu için Pakistan’a katılmak istiyordu. Ancak idareci Hindu halkı Müslüman olan Keşmir Mihracesi Hindistan’a katılmak istiyordu. Çünkü Keşmir’i dedelerinin satın aldığı bir mülk olarak görüyordu. Bu kadar zulmettikten sonra ve imtiyazların elinden çıkacağı için Müslüman bir devlet bünyesinde bulunmayı istemeyerek türlü ayak oyunlarına girişti.
Eyaletler, nizamlıklar ve prenslikler iki devlet arasında paylaştırılırken Haydarabad, Cunagarh ve Keşmir’de sorunlar yaşandı. Haydarabad ve Cunagarh’ın halkı Hindu ama yöneticisi Müslümandı, Keşmir’in halkı Müslüman, yöneticisi Hinduydu. Yöneticiler kendi inançlarının olduğu tarafa yanaşmak istiyordu. Haydarabad ve Cunagarh’ın yöneticileri Pakistan’a katılmak isterken Hindistan, ani baskınla askerlerini bölgeye sokarak silah zoruyla buraları kendi topraklarına kattı. Keşmir Mihrace’si durumun vahametini görünce tarafsız olacağını akabinde Pakistan’dan istediği tavizleri alamayınca Hindistan’a katılmak istediğini duyurdu. Halkın iradesi Pakistan’a katılmak olduğundan Mihrace’nin aldığı kararın hukuki bir tarafı yoktu. Çünkü alınacak karar eyalet meclisinde oylanması gerektiriyordu. Mihrace’nin tek başına kararı bir anlam ifade etmiyor. Bu kez halk isyan ederek Pakistan’ın bir parçası olduklarını ilan etti.
Müslüman halk kentlerden toplanarak Srinagar’a gelerek barışçıl protesto hakkini kullanarak Mihrace’nin kararını kabul etmediklerini, Hindistan’ının değil Pakistan’ın bir parçası olduklarını sesli dile getirince Hindu Mihrace’nin askerleri Müslüman halkın üzerine ateş ederek katliam yaptı. Bu esnada Keşmir Mihracesi korkudan Hindistan’a kaçtı. Tek başına meclis ve halkın kararı olmadan isyanın bastırılması karşılığında Keşmir’i Hindistan’a bağladığına dair hukuki geçerliliği olmayan bir belge imzaladığı iddia ediliyor. Bu sahte belgeyi dayanak olarak gösteren Hindistan askerleri Keşmir’e girerek isyan eden halkı sokak ortasında katletmeye başladı. Bu darbe ve işgali kabul etmeyen Müslümanlar Hindistan işgal birliklerine mukavemette bulundu.
Keşmirli Müslümanlar yeni devlet olan elinde doğru dürüst silah olmayan Pakistan’ı davet ederek kendilerini korumalarını istedi. Bu davet üzerine Pakistan birlikleri Keşmir’e giderek kendine bağlanacak olan halkı işgalden kurtarmaya çalıştı. Arabulucu olması beklenen İngiliz valisi gizliden Hindistan’ın yanında yer alınca sulh yapılmasını sağlamadı. Zaten İngiltere böyle bir savaşın çıkmasını istiyordu. Hatta zemini de kendileri oluşturdu.
İşgalci konumunda olan Hindistan bu olayı 1 Ocak 1948 yılında BM’ye taşıdı. Bu zamana kadar Pakistan Keşmir’in 1/3’ünü kurtarmış, Hindistan ise Keşmir’in 2/3’sini işgaline almıştı. O zamanki ele geçirilen topraklar günümüze kadar varlığını sürdürüyor. Pakistanlılar Cammu ve Keşmir’i Hindistan işgali altındaki topraklar olarak tanımlarken, Hindistanlılar da Azad Keşmir’e “Pakistan işgali altındaki Keşmir” demektedir.
Pakistan kuralları kitabına göre oynuyor. BM’den hakkaniyet ve adil bir kararın çıkmasını, halkın oyuna saygı gösterilerek bölgenin kendisine katılacağını sanıyordu. BM’nin ilk dosyalarından biri olan Keşmir meselesi hala çözülmedi. Kabilelerin bile devlet olduğu BM’den Keşmir’in haklı davasına yönelik bir karara imza atamadı.
BM gözetiminde halkın katılacağı plebisitin yapılması karara bağlandı. Pakistan umutlandı. Ancak emperyalistler Hindistan’ı gizli mahfillerde destekleyerek referanduma gitmemesini desteklediler. Çünkü plebisit yapılsa sonuç belli. Yüzde 90’lık Müslüman halk Pakistan’a katılma kararı alacak. Hindistan BM’nin aldığı hiçbir kararı uygulamadı. BM’de uygulaması için baskı yapamadığı için bu işgal ve zulüm hala devam ediyor.
Bir komisyon kuruldu. Bu komisyon 13 Ağustos 1948’de BM’ye bir rapor sunarak plebisit yapılmasını teklif etti. Ancak bunun için her iki tarafın da askerlerinin çekilmeleri gerektiği şart olarak gösterildi. BMGK 47 numaralı kararını 21 Nisan 1948’de yayımladı. BM kararında, ”Cammu ve Keşmir Devleti’nin Hindistan veya Pakistan’a bağlanması, halk tarafından Birleşmiş Milletler himayesi altında yönetilecek bir serbest ve tarafsız halk oylaması demokratik metodu ile kararlaştırılacaktır” (BMGK karar no:47, 21.04. 1948) diyerek Keşmirlilerin kendi yönlerini tayın etmeleri istendi. Olması gereken de zaten buydu. Güven bunalımı olduğundan taraflar askerleri bölgeden çekmedi. Hindistan bunu bahane göstererek plebisite yanaşmıyor. BM hakemlik görevini yapamayacağı için Pakistan tek taraflı, haklı olarak askerini bölgeden çekemiyor. Siyonist cepheye yanaştıktan sonra Hindistan ne asker çekmeyi ne de plebisit kararını kabul etmiyor.
Pakistan bir ara ABD’nin desteğini alarak Keşmir sorununu masaya yatırsa da BMGK’dan olumlu bir adım attıramadı. Tarafların orduları 1989 yılına kadar 3-4 kez ciddi anlamda çatışmaya girdi. Bu tarihten sonraki 3 savaş nükleer krizin eşiğinden döndü. Bu zaman içerisinde her iki taraf da nükleer güç haline geldi. Silahlanmayı karşılıklı artırdılar. Bölge hala sıcak çatışma riski taşımaktadır. Hindistan işgalindeki bölgede yaşanan insan hakları ihlalleri ve devlet temelli şiddet ısrarla sürmektedir.