Bir koşuşturmanın içinde, çoğu zaman kendimizin bile farkına varmadan yol alıyoruz.
Bitiremediğimiz - belki de hiç bitiremeyeceğimiz - o kadar çok yapılacak var ki…
Elimize tutuşturulan listeyi baştan sona tekrar tekrar okuyup ömür yolunda koşmaya başlıyoruz.
Her vardığımız durakta listeye bakıyoruz.
Eksilenleri görüp sevineceğimiz anda, yenileri eklenmiş oluyor.
Sevinç kısa sürüyor; telaş ise kaldığı yerden devam ediyor.
Bu yapılacaklar listesi, kimine göre küçük çabalarla tamamlanabilecek kadar basit,
kimine göre zorlu ve meşakkatli yolların sonunda erişilebilecek kadar ağırdır.
Bazen de her şeye rağmen ulaşılamaz.
Çoğu zaman geriye kalan, yorgun bir zihin ve beden olur.
Bir eğlenceden, bir süsten ve gösterişten, aralarda gizlenen bir öğünmeden,
malda ve evlatta çokluk yarışından ibaret bir yolculuğun içindeyiz.
İşte tam burada,
Ramazan ve oruç bir es’tir.
Zamana karşı bir es…
Koşuşturmacaya karşı bir es…
Bitmeyen telaşlara, yetişilemeyen hedeflere, doymayan nefse karşı bir es…
Bir oyalanmanın içinde olduğumuzu fark ettiğimiz andır.
Kalbin sesini yeniden duyabildiğimiz vakittir.
Paylaşmanın ve infakın bereketi ruhu arındırır.
Bir gönlü sevindirmenin sevinci bedene can verir.
Sakinliğin huzurunda birlik oluruz.
Ramazan, insanın yüklerinden sıyrılabileceği bir fırsattır.
Arınması gerekenlerden arınma imkânıdır.
Elimize tutuşturulan listenin, dünya hayatının gelip geçici menfaatlerinden ibaret olduğunu fark etme zamanıdır.
Bereketin…
Kardeşliğin…
Heyecanın…
Daha iyiye, daha kalıcı olana yönelmenin vaktidir.
Bedenleri ve ruhları yenileyen
Bir duruştur.
*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.