Kalplerin İntifadası: Ramazan

Dünya, gürültüsüyle ruhlarımızı yoran devasa bir çark gibi dönerken; bazen durup nefes alacak, paslanan kalbimizi cilalayacak ve "nereye gidiyoruz?" sorusuna samimi bir cevap arayacak duraklara ihtiyaç duyarız. İşte Ramazan, tam da bu kargaşanın ortasında ruhumuza çarpan serin bir rüzgâr, hayatımızı yeniden "fabrika ayarlarına" döndüren ilahi bir müdahaledir. Bizim için bu kutlu ay, sadece bir takvim yaprağı değişimi değil; bir diriliş muştusu, kalplerin maskelerden kurtulup aslına döndüğü bir özgürleşme hareketidir.

Bu kutlu yürüyüşün temel taşı ihlas ve samimiyettir. Modern çağın "görünme" ve "beğenilme" tutkusuna karşı Ramazan, bize kimse görmediğinde de Allah ile kalabilmenin izzetini gösterir. İhlas, vitrinlere oynadığımız hayatı bir kenara bırakıp, secdeyle baş başa kalmanın o eşsiz huzuruna sığınmaktır. Bu samimiyet iklimi, beraberinde tövbe ve yenilenmeyi getirir. Tövbe, geçmişin ağır yüklerinden kurtulup geleceğe tertemiz bir sayfa açmaktır. "Ben bittim" denilen noktada, rahmet kapılarının ardına kadar açılmasıyla yeniden doğmaktır. Müslüman genç için Ramazan, bir mola değil; tövbenin verdiği tazelikle daha güçlü bir harekete geçme evresidir. Ruhun derinliklerinde öze dönüş devrimidir.

Ruhumuzdaki bu içsel devrim, bugün artık sokaklara ve okullara taşan muazzam bir coşkuyla birleşiyor. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarımızda genç kardeşlerimizin elleriyle hazırladığı mahyalar, sınıf kapılarını süsleyen "Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan" yazıları, bu toprakların ruhunun sınıflara yansımasıdır. İslam’ın sadece caminin içine hapsedilmiş bir vicdan meselesi olmadığını, sokağa ve sosyal hayata güzellik katan bir yaşam tarzı olduğunu görmek umudumuzu perçinliyor. Kabe’nin o büyüleyici atmosferindeymiş gibi binlerce ağızdan yükselen "Kabe'de hacılar, hu der Allah" nidası, bugün okullarımızdaki gençlerin heyecanıyla aynı frekansta buluşuyor. Bu ritim, bizi birleştiren ve tek bir yürek haline getiren o kadim medeniyetin sesidir. İslam’ın ta kendisidir.

Modern dünya bizi binbir çeşit maske takmaya zorluyor. Ramazan ise bizden sadece "kendimiz" olmamızı ve ne yapıyorsak sadece "O’nun için" yapmamızı istiyor. İhlas, kimse görmediğinde de Allah’ın bizi gördüğüne inanmaktır. İçinde mübarek Kadir Gecesi’ni barındıran bu ay, desinler diye kendimizi yıprattığımız hayatı bir kenara bırakıp, Rabbim razı olsun yeter sözünün samimiyetine sığınma vaktidir. Bu mübarek ayın son on gününde bir şeylerin değişmesi için daha fazla gayret gerekir. Günahlarımız, yapmadığımız iyilikler, beyhude geçen zaman ve kıymetini bilmediğimiz sağlımız için yeniden ayaklanma, silkelenme ve tövbe zamanı olmasın mı son günler?

Tövbe, geçmişin yükünden kurtulup geleceğe temiz bir sayfa açmaktır. "Ben bittim" dediğin yerden "Ya Allah" diyerek doğrulmaktır. Ramazan bize şunu fısıldar: Müslüman için umutsuzluk yoktur, sadece ara vermek vardır. Şimdi o aradan, tövbenin verdiği tazelikle daha güçlü çıkma zamanıdır. Ramazan sona ermeden fırsatı değerlendirmek gerekiyor.

Pek çoğumuz Ramazan’ı bitiş çizgisi olan bir maraton sanıyoruz; bayram gelince her şeyin "eski haline" döneceğini düşünüyoruz. Oysa gerçek bir Ramazan, bittiğinde değil, asıl bayramdan sonra başlar.

Ruhun Antrenmanı: Bu ay tuttuğumuz oruçlar, gece kalktığımız seherler ve dizginlediğimiz nefsimiz aslında bizi yılın geri kalan 11 ayına hazırlayan birer antrenmandır. Eğer bayram sabahı seccademizle vedalaşıyor, samimiyetimizi sadece iftar sofralarında bırakıyorsak, Ramazan’ın sadece "açlığını" çekmişiz demektir.

Ramazan bitiyor, bayram kapımızda! Ama bu geliş, sıradan bir takvim yaprağı değişimi değil; yorulan ruhların dinlenmesi, paslanan kalplerin parlaması ve çöken umutların yeniden ayağa kalkması olsun. Bizim için Ramazan, bir "özümüze dönüş" harekâtı, kalplerin bir intifadası olsun.

*Bu makalede ifade edilen fikirler yazara aittir ve İslam Düşüncesi'nin editoryal duruşunu yansıtmayabilir.

Yorum Yapın

İlginizi çekebilir